Yiyeceklerimizi seçerken en genel ve kapsayıcı kural olarak şunu söyleyebiliriz: Doğadaki hallerine ne kadar yakın o kadar iyi! Ve en doğal hallerinde ne kadar sık tüketirsek bu immün sistem için o kadar iyidir. Aynı şeyi tersinden de şöyle söyleyebiliriz. Ne kadar işlenmiş o kadar kötü! Çünkü işlenmiş yiyecekler içlerindeki katkılarla, ambalajlarındaki kimyasallarla, renklendircilerle ve yüksek ısıda hazırlanmaları sonucu immün sistem için antijenik parçalar içerebilirler.
Bir yiyeceğin orijinal, doğal halinden farklı hale gelmiş olması ona gösterdiğimiz oral toleransı bozar. İşlenmiş yiyecekteki proteinler doğal halden antijenik hale geçtikleri için onlara neoantijen diyorduk. Tüm neoantijenler immün sistemi zorlar. Yiyeceği evde yüksek ısıda pişirmek bile ondan neoantijen yapılmasına sebep olabilir.
Yüksek ısıda pişirme ile yiyeceklerdeki protein yapıları bozulur. Aynı zamanda içlerindeki protein ve şeker birleşip, proteinlerinin kötü hale geldiğini ifade eden AGE’ler oluşur. AGE’ler vücut için neoantijeniktir. Bu yiyeceklerin yenmesi bağırsakta ve tüm vücutta inflamasyonu artıracaktır. Zaten işlenmiş gıdalar hazırlanırken yapılan işlemler onları AGE’li hale sokar. Hazır pastalar, kekler, cipsler, kurabiyeler, şekerlemeler AGE deposudur.
İşlenmiş etlerde ise AGE’lerin dışında nitritler koruyucu olarak kullanılır ve nitritler de immün sistem için kötüdür.
Gıda duyarlılığı yapan yiyeceklerden buğday ve inek sütü ürünleri de vardır. Aslında bu besinlerin kendileri değil içlerindeki sindirilemeyen gluten ve kazein proteinleri sorun yaratır.
SİNDİRİM ENZİMLERİ İÇEREN BESİNLER:
Yiyecekleri yeterince sindirememek onları antijenik yapar.
Pankreas ve Mide Yetersizliğine
- Papaya
- Ananas
Mide Asidi Yetersizliğine
- Elma Sirkesi (yemeklere eklenebilir)
- Limon (yemeklere eklenebilir)
Safra Asidi Salımı İçin
- Karabiber (yemeklere eklenebilir)
- Zerdeçal (yemeklere eklenebilir)
LİFLİ BESİNLER:
Tüm bitkisel besinlerin lif açısından bize destek olduğunu biliyoruz. Bunları tüketmek, bağırsak bakterilerinin SCFA üretmesini destekler. Örnek, elmadaki pektin iyi bir lif kaynağıdır.
TEREYAĞI VE HİNDİSTANCEVİZİ YAĞI:
Tereyağı ve sade yağ, SCFA açısından zengindir. SCFA demek kısa zincir yağlar demektir. Bir yağın kısa veya orta zincirli olması, o yağın hücrede enerji için hızla kullanılabilmesini arttırır. Tereyağ kısa, hindistancevizi yağı orta zincirlidir. Bağırsak mukoza hücrelerinin yenilenmesi için hızla enerji sağlarlar. Sabahları kahvenize ekleyerek günlük olarak kullanabilirsiniz. Tereyağındaki bütirat, bağırsak ve ağız başta olmak üzere tüm mukozaları korur.
ANTİOKSİDAN BESİNLER:
Tüm sebze, meyveler, baharatlar, tohumlar ve kuruyemişler antioksidan içerir. Bunları çiğ ve taze olarak tükettiğimizde antioksidan değerleri daha yüksektir. Özellikle mor renkli olanların bağışıklıktaki yeri mühimdir. Çünkü yüksek antioksidan içerikleriyle, immün sisteme savaşta ve savaş sonrası temizlikte takviye güçtürler. Yeşil çay kuvvetli bir antioksidandır. Zencefil ve zerdeçal inflamasyonu azaltır.
ORGANO SÜLFÜRLÜ BESİNLER:
Bunlar da bir tür antioksidasyon yaparlar. Sarımsak, soğan, brokoli ve karnabahar, brüksellahanası grubu sülfürlü besinlerdir. Sülfürlü besinler bakteri - virüs savaşında kaybettiğimiz tiol havuzumuzu doldurmak için önemlidir.
OMEGA-3’LER:
Omega-3 içeren besinler ve destekler inflamasyonu engellemekte önemlidir.
C VİTAMİNİ İÇEREN BESİNLER:
C vitamini diğer adıyla L-askorbik asit, çoğu hayvanın ürettiği, insanların ise üretemediği bir vitamindir. C vitamini suda eriyen bir vitamindir. Bunun anlamı, ihtiyaçtan fazla olan kısmının böbrek üzerinden idrarla dışarı atılacağıdır. Yani vücutta birikmez, deposu yoktur. Suda eriyor olması vücudun sıvı olan plazmasında ve dokularında bulunacağı anlamına da gelir.
C vitamininin gıda kaynakları başta lime - limon grubu olmak üzere tüm bitkisel ürünler ve taze sebze meyvelerdir. C vitamini vücudumuzda üretilmediğinden ve depolanmadığından bu besinlerden devamlı, günlük olarak tüketmemiz gerekir.
DEMİR
RBC diye yazılan alyuvarlar olan eritrositleri içinde boldur. Kan sayımı yaptırınca tepede RBC yazar, altında hemoglobin, hematokrit, MVC vs. diye devam eder. HEM grubu (hem + globulin = hemoglobin) demirin vücutta en çok olduğu yerdir. Çünkü HEM grubundaki demir oksijen taşır.
“Fe” demirin kimyadaki adının kısaltması, simgesidir. Demir Fe+2 veya Fe+3 şeklinde iki farklı biçimde olabilir. Demirin bu iki versiyonu hayati önem taşır. HEM grubunun demirle beraber oksijeni taşıyabilmesi için demirin Fe+2 değerlikli olması gerekir.
Fe+3 bağırsaktan emilemez. C vitamini içeren besinler, demire elektron vererek demiri Fe+2 haline getirir ve demir emilimi olur. Tam da bu yüzden demir hapları alırken C vitamini de alın veya limonlu suyla için denilir. Özetle demirin +2 hali işimize gelir.