Yırtıcı Kuşlar Zamanı ile bir kez daha Başkomser Nevzat’ın dünyasına dalmanın heyecanını yaşadım. Bu kitap, sadece bir polisiye roman değil, adeta günümüz Türkiye’sinin çarpıcı bir aynası gibi. Hikaye o kadar sürükleyici ki, sayfaları çevirirken kendimi İstanbul’un kaotik sokaklarında, Nevzat’la birlikte ipuçlarının peşinde koşarken buldum. Ahmet Ümit’in kalemi, her zamanki gibi hem akıcı hem de düşündürücü; toplumsal çürüme, adalet arayışı ve insan ruhunun karanlık köşeleri öyle ustalıkla işlenmiş ki, okurken hem gerildim hem de derin derin düşündüm.
Başkomser Nevzat bu kez geçmişin hayaletleriyle yüzleşiyor ve ailesini katledenlerin izini sürerken, onun iç dünyasına yaptığımız yolculuk beni gerçekten etkiledi. Kitapta, sokaklarda cirit atan suç şebekelerinden tutun, ahlaki çöküşe ve liyakatsizliğin getirdiği yıkıma kadar her şey öyle tanıdık, öyle gerçek ki, sanki günlük haberleri okuyormuşum gibi hissettim. Ama işte Ahmet Ümit farkı burada devreye giriyor; bu gerçekliği bir romanın içine öyle güzel yedirmiş ki, hem yüreğim sıkıştı hem de elimden bırakamadım.
Kurgu, karakterler ve atmosfer o kadar güçlü ki, Nevzat’ın umutsuzluğu da kararlılığı da içime işledi. Kitabın sonunda ise bir yandan huzur buldum, bir yandan da ‘Keşke bitmeseydi’ dedim. *Yırtıcı Kuşlar Zamanı*, Ahmet Ümit’in neden bu kadar sevildiğini bir kez daha kanıtlıyor. Polisiye seviyorsanız, ama aynı zamanda düşündüren, sorgulatan bir hikaye arıyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun derim.
Ve her zaman olduğu gibi keyifli okumalar.