Öncelikle din bilimi, islam hukuku, Hristiyanlık öğretileri ve fıkıh ilmi hakkında, detaylı çalışmalar yapmamış ve tarihe de çok hakim olmadığımı belirterek sadece Kur'an ve İncil'in Türkçesini okumuş biri olarak bu kutsal kitaplar üzerine kafamda beliren naçizane fikirleri sizlere sunacağımı belirtmeliyim. Yani sesli düşündüğümü farz edin. Bir şey iddia veya inkâr etmiyorum.
İlk olarak iki kutsal kitabın konusuna değineyim.
İncil'de genel olarak İsa Peygamberden söz edilir. Onun yaşayışı, mucizeleri, yaptıkları,yaşamı ve Hristiyanlık öğretisi anlatılır. Son kısımda ise daha çok sona yakın zamanda yaşanacakları ele alır. Kur'an'da ise genel olarak Musa peygamberden bahsedilir. Öğütler, yasalar, islam hukuku, kıssalar anlatılır, hayata boş yere gelinmediği, yaptıklarımızın mükafatı ve cezası olduğu anlatılır. Dirileri uyarmak için indirildiği yazar. En çok kıyamet gününü ve Allah'ı inkâr edenlerin azaba uğrayacağı vurgulanır.
İncil'de çeşitli topluluklardan bahsedilse de genel olarak Roma halkına yönelik hitaplar mevcut. Roma döneminden, "yüksek kurul"dan falan bahseder. Bu "yüksek kurul"un ileriki çağda yerini engizisyon mahkemelerinin aldığını söyleyebiliriz. Kitabın "Elçilerin İşleri" bölümünde Hristiyanlığın kimler tarafından nasıl yayıldığı yani yayılış süreci ve Roma'ya nasıl geldiği anlatılıyor. Bundan dolayı Hristiyanlığın neden Roma ve çevresinde şekillendiğini daha iyi anladım. Ayrıca İncil'i okurken çoğu ünlü eserin İncil'den esinlenilerek yapıldığını farkettim.
Kur'an Arapçadan, İncil ise Yunancadan çevrilir. İncilin elimdeki çevirisinde çok katı söylemler olduğunu görüyorum. Önsözde de nasıl bir çeviri çalışması yapıldığı ve bu çevirinin 8 yıllık bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkarıldığı açıklanmış. Fakat çevrilirken her ne kadar üslup uzmanları tarafından gözden geçirilmiş olsa da üslup ne kadar korunmuştur bilemiyorum.
Tarihe baktığımız zaman bi tarafta kilisenin yaptığı şeyler, bir tarafta islam örgütü veya şeriat adı altında yapılan şeyler göz önüne alındığında iki kutsal kitabın öğretilerinin de insanlar tarafından çok fazla çarpıtılarak nerelere getirilebileceğine tanıklık ettiğimiz için kutsal kitapların her çevirisine şüpheyle yaklaşmam gayet makul görünüyor. Kaldı ki bugün bir Shakespeare eseri bile İngilizceden Türkçe'ye birebir çevrilememiştir. Nasıl ki atasözlerinde bir kelimenin yeri değişince veya bir sözcüğün yerine eş anlamlısı gelince bile anlam bozuluyorsa burada da olacak olan budur. Bir şiir nasıl ki anadilinden başka dile çevrilince kendinden birşeyler yitiriyorsa, o duygu, üslup ve anlamından biraz bile olsa kaybediyorsa, Kur'an ve İncil için de aynı şeyin geçerli olduğu görüşündeyim.
İncil’in yazılı metinleri zaman içinde sayısız çeviriye uğramıştır. Latince, Yunanca, Arapça, İbranice ve daha birçok dile çevrildi. Bu çevirilerde, dilsel farklar veya kültürel bağlamlar bazen metnin anlamını değiştirebilir. Bu durum, İncil'in orijinal anlamından sapmalara yol açabilir, ancak bu değişiklikler genellikle kasıtlı olmayıp çevirinin zorunlu sonuçlarıdır. İncil'de bazı kelime seçimleri ve yazım hataları da zamanla ortaya çıkmıştır. Zaten İncil'de erken dönemlerde, Metin eleştirisi (textual criticism) adı verilen bir alan, İncil'in orijinal metinlerinin tespit edilmesine çalıştı. Ancak, orijinal yazılı metinlerin çoğu kayboldu ve biz yalnızca el yazmalarından ya da kopyalardan elde edebiliyoruz. Bazı kopyalamalarda, yanlış yazılmış kelimeler ve anlatım bozuklukları olabilir.
Katolik İncil'i, Protestan İncil’ine göre birkaç ekstra kitap içerir (bu kitaplar deuterokanonik kitaplar olarak bilinir).Protestanlar, İncil’in 66 kitaptan oluşan halini kabul ederken, Katolikler ve Ortodokslar daha fazla kitaba yer vermiştir. Bu durumlardan dolayı gelenekselci ve toplumun bazı yargılarını Hristiyanlık öğretisinin içine alan Katoliklerden daha çok Protestanlara daha yakın taraftayım.
Kur'an'ın mealini okuduğumda aynı şekilde burada da çeviri kısmında "birebir çevrilememiş olabilir" dediğim yerler elbette oldu. Fakat İncil'de ise Kur'an'a kıyasla değiştirilmiş olabilir diye düşüneceğiniz yerler çok daha fazla ağır basıyor. Bu ezber bilgi değil okununca farkedilen ve yukarda belirttiğim nedenlerden ötürü doğrulanmış bir bilgi. Nitekim İncil'de direkt Allah'tan gelen vahiyleri okumuyoruz bazı yazarların tanıklık ettiği olayları okuyoruz. İncilin son kısmındaki 'Vahiy' isimli bölümde Yuhanna bize İsa'ya vahyedilenlerin kendisine melek aracılığıyla iletildiğini ve kendisine de kitaba yazıp kiliselere göndermesinin emredildiğini anlatır. İsa'yı tasvir ederek onu gördüğünü onunla konuştuğunu anlatır. Kur'an'da ise direkt Allah'ın sözleri aktarılır.
Bu nedenle İncil'e daha şüpheli yaklaşıyorum. Bu elimdeki çevirilmiş eserin de genel anlamda üzerine çokça düşünülmüş, yorum yapılmış ve düzenlenmiş bir kitap olduğunu belirtmeliyim. İlk dört bölümü okuyunca aynı olayların farklı detaylar eklenerek anlatıldığını farkedersiniz. İsa'nın çarmıha gerildiği anlatıda Matta'da kırmızı kaftan giydirildi diye yazarken Marcos ve Yuhanna'da mor kaftan giydirildiği yazar. Buna benzer bir kaç farklı detay daha mevcut bu 4 bölüm arasında. Kendi içinde bile tutarsızlıkların yer aldığı bu kitap ister istemez şüpheli yaklaşmama sebebiyet veriyor.
Kafa karışıklığına sebep olan daha çok yer var. Mesela Matta 16' daki bölüm din adamları tarafından eklenmiş gibi geldi bana (Petrus'un Mesih'i tanıması)
Ayrıca İncil'in bazı kısımları İsa tarafından yazılmış gibi aktarılıyor, çünkü Hristiyanlıkta İsa Tanrı gibi görülüyor. Bu yüzden buralarda orjinal ayetlerin yanlış aktarıldığı ve bu inancın geliştiği görüşündeyim. Kur'an-ı Kerim'e gelince evet Yasin suresi 12. ayette Kur'an'ın korunmuş olduğu yazar. Ben de zaten özünün (arapçasının) korunmuş olduğunu inkâr etmiyorum. Burada eleştirdiğim şey çeviren ve sadeleştirenler. Demem o ki, Kur'an'ın mealini veya İncil çevirisini okuyacaksanız kesinlikle güvenilir kaynakları tercih edin ve sadeleştirilip düzenlenmiş olanları tercih etmeyin. Çünkü "sadeleştirilmiş" olanların daha fazla kafa karışıklığı yarattığını düşünüyorum.
Objektif olmak için Kuran'dan da örnekler vermem gerekirse rastgele farkettiğim küçük bir detayı paylaşayım ; bir ayetin mealini evimde olan iki farklı Kur'an mealinden baktım iki meal arasında fark önemsenmeyecek derecede az değil.
Ahzab 33- "... Önceki cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın" (Elmalılı M. Hamdi YAZIR/Sadeleştiren Emekli Çanakkale müftüsü Mehmet Şirin DOĞAN)
Ahzab 33 -" ... Önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın" (Elmalılı M. Hamdi YAZIR/Sadeleştiren Yrd. Doç. Lütfullah Müftüoğlu, Murat HALİLOĞLU)
Ayrıca;
Nisa 57- "Salih amel işleyen müminlere gelince bunları altından ırmaklar akan cennete koyacağız. Kendilerine orada temiz gayet temiz kadınlar var" ayetini okurken kafama şunlar takıldı; "Salih amel işleyen müminler sadece erkek mi ? Tertemiz demekle ne kastediliyor?" Ama başka bir meal kitabını elime alıp aynı ayetin şöyle geçtiğini görüyorum:
Nisa 57- "İman edip salih ameller işleyenler ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedi olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır."
Nihayetinde sadece erkeklerin kastedilmediğini anlıyorum. Ama ben farklı bir kaynaktan bakmasam doğal olarak bu kafamı karıştıracak.
Yine farklı bir yerde
Nebe 33 -"memeleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar var" ayetinde ergenliğe yeni giren kızlar mı vaat ediliyor? diye düşünüp diğer kaynağa (sadeleştirilmeyen sadece Elmalılı M. Hamdi Yazır' ın meali) bakınca ayetin şöyle yazıldığını görüyorum:
Nebe 31-34 : "şüphesiz ki korunanlara bir kurtuluş, bahçeler ve üzümler, turunç sineli yaşıtlar, dolu kadehler var"
Yani bu gibi yanlış veya eksik çeviriler insanın kafasını karıştırabilir. Burada kutsal bir kitap çevirme yorumlama işi çok ince bir iş ve dikkat gerektirir ki çok titiz bir çalışma olsa bile yine de kusursuz bir çeviri imkânsızdır.
Çeviri konusunu bir kenara bırakıp kitabı incelemeye devam edelim.
İlk dört bölümü yani Matta, Markos, Luka ve Yuhanna bölümlerini ve sondaki Vahiy bölümünü okudum. Vahiy bölümünde genel olarak dünyanın sonuna yaklaşılan dönemle ilgili şeyler anlatılır. Ve bu bölümde bir rüya aktarılıyormuş gibi tasvirler mevcuttu. Diğer bölümler (mektuplar) giriş kısımlarından anlaşıldığı üzere sahabelerin İsa dönemini anlattığı rivayetlerin aktarımlarından oluşuyor. Luka'nın giriş kısmını okursanız demek istediğimi anlayacaksınız. Hristiyanlığın genel öğretisini ilk 4 kısımda zaten anlıyoruz. Luka diğer üç bölümün (Matta, Marcos, Yuhanna) özeti gibidir. Aynı benzetmeler ve olaylar yer alır. İsa'nın doğumundan başlayarak çarmıha gerilmesini, Onbirlere görünmesi ve sonra göğe yükselmesine kadar olan süreci kronolojik sıra ile anlatır. İsa'nın öğretisini Nasra'dan başlayarak Kudüs'e kadar nasıl yayarak geldiğini anlatır.
Açıkçası ilk 4 kitap dışında kalan 'elçilerin işleri' ve 'mektuplar'ı okumanın benim için faydası olmayacağını düşündüm. Zaten İncil'in değiştirilmiş olduğuna inanıyoruz bir de ayrıca yorumlanmış ya da ikinci, üçüncü ağızdan aktarılan metinleri okumak bence zaman kaybı çünkü kaynağı belli değil ve elimdeki çeviri bir eser. Her yazan doğru aktarılmış olabilir de olmayabilir de. İncil'deki mektuplar zaten var mıymış, sonradan mı eklenmiş, inen ayetler mi yoksa olayların yorumlamaları mı belli değil. Bazı kısımlar, okuyunca kurgusal metin okuyormuş hissi veriyor. Tartışılacak, araştırılacak bir yer yok çünkü hiçbir şeyin doğruluğu kesin değil her ihtimal mümkün.
İncil, Kur'an'dan daha çok örtük anlam içeriyor ve daha zor anlaşılan bir yazı bana göre. Çünkü her ne kadar bu kitapta çeviren okuyucuya kolaylık sağlamak ve açıklayıcı olması amacıyla başlıklar ve dipnotlar eklemiş; ayrıca o dönemde kullanılan kelimeler, takvim ölçü birimleri, inançlar, mezhepler ve halkların isimlerinin açıklamalarını da kitabın son sayfalarına eklemiş olsa da kitabı anlamak için İsa'nın doğumundan öncesi ve sonrası yaşananlara hâkim olmak, yani M.Ö ve M.S yaşanan tarihî olaylara, tarihin kendisine ve o dönemin coğrafyasının şimdiki dönemde karşılık geldiği yerlerin bilgisine sahip olmak gerekiyor.
İncil ve Kur'an- ı tam olarak idrak edebilmek için, hangi ayetlerin neden indiğini anlayabilmek için o dönemde halkların inançları, dilleri, kültürel yaşam tarzları hakkında bütüncül bir bilgiye sahip olmak gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca ayetlerin kronolojik olarak indiriliş sırasının da kutsal kitapları bütüncül olarak kavramamızda önemli rolü olduğunu düşünüyorum. İlk inen ayetin 'Alak' suresi olmasına karşın Kur'an'ın ilk suresi 'Fatiha' olmasından biliyoruz ki indiriliş sırasına göre toplanmamış. Öyle olması gerektiği için öyle birleştirildiği söyleniyor fakat bu bilginin kaynağının doğruluğu da kesin değil.
Genel olarak iki kutsal kitapta paralellikler olmakla birlikte inanç olarak kesin olan ayrımlar mevcuttur.
İncil'de İsa Tanrı ile aynı konumda. İsa'nın adından yazılmış olan yerler mevcut. İsa'nın buyrukları şeklinde aktarılıyor. İncil'de İsa çarmıha geriliyor sonra ölüyor daha sonra dirildiği ve havarileriyle iletişime geçtiği dünyanın sonu yaklaştığında belirtileri ile geleceği yazılmış.
Kur'an'da ise İsa'dan şu şekilde bahsediliyor:
Nisa 157 -"İsa yi ne öldürdüler ne astılar kendilerine bir benzetme yapıldı sadece zan ardında giderler hâlbuki onu kesin olarak öldürmediler. Dogrusu Allah onu kendisine doğru yükseltti."
Enbiya 91-"ve o dişiyi de Meryem ki iffetini sağlam korudu da kendisine ruhumuzdan üfledik ve kendisiyle oğlunu alemlere bir mucize kıldık"
Kur'an'da kulluk edilmesi gerekenin tek ve tek Allah olduğunun altı net olarak çizilir. Ayrıca Hristiyanlığın öğretisindeki belli başlı bazı yanılgılar da net bir şekilde belirtilirken İsa peygamberin sorgu zamanı yeryüzüne gelip gelmeyeceği inkâr edilmemiş. Buna yönelik net bir şey söylenmemiş. Bu nedenle İsa peygamberin kıyamet zamanında geleceğine müslümanların bir kısmı da inanır.
İki kitapta da adam öldürme, hırsızlık, zina, kul hakkı yasaklanıyor ve anne babaya saygı göstermek buyurulmuş. Ve iki kitapta da en büyük buyruk "Tanrı tektir ve O'ndan başkası yoktur" (Mar.12:32) şeklinde belirtilir. İkisinde de dünya hayatında çok nimetlere sahip olanın öteki hayatta tersi olacağı belirtilir ( "Ne var ki birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak" -Mar.10:31) Yahya'nın ve İsa'nın doğumu, Yunusla ilgili mucize, Lut kavminin başına gelenler iki kitapta da aynı şekilde anlatılır. (Meryem suresi ve Luka 1. Bölüm, Luka17:29) ve yine iki kitapta da tekrarlayan ayetler ve olaylar mevcuttur.
Tabi ki üzerine tartışılacak çok konu mevcut ama ben sadece kafama takılan bir kaç yere değineceğim. Aksi hâlde yazımın sonu gelmez.
Çarpıtılan bazı konulara açıklık getirmek istiyorum
Çok eşlilik konusu bunlardan biri; çok fazla çarpıtılıp erkeklerin kendi keyiflerine göre hareket etmelerine dayanak gösterdiği
Nisa suresi 3. Ayet: "Eger yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız size helal olan kadınlardan ikişer üçer dörder nikah edin ve eger bu şekilde adaletli olamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane nikahlayın veya hizmetinize alın."
Burada ayeti önce ve sonra inen ayetler ile birlikte değerlendirmek gerekir. Burada erkeklere söylenen harem kurmaları değildir yetim çocukları himayelerine almak onlara bakmak büyütmek korumaktır. Deniliyor ki eğer haklarını korumaları konusunda kendilerinden emin değillerse nikahlayıp ailelerine katabilirler. Bu ayet çok fazla bel altına yorulmuştur asıl amacın çok farklı olduğu belli. Burada dul kalmış yetim çocukları olan kadınları, yetimleri koruyup kollamak adına 4 e kadar nikahlanabileceği söylenmiş. Ortada savaş yoksulluk vs olmadığı şimdiki modern çağda erkeklerin keyfine göre çok eşlilik teşvik edilmiyor, konu fazlasıyla çarpıtılmış.
Yine çarpıtılıp farklı yerlere getirilen bir ayete değineyim,
Ahzab 59- "Mümin kadınlar örtüyü yanına alsın, eziyet görmemeleri, tanınmamaları için"
Mümin oldukları için zulme uğrayan kadınların tanınmamaları ve eziyet görmemeleri için örtünmeleri söylenmiş. Kadınların her yerini kapatması kesinlikle örtünmesi gerektiğine dair bir ayet Kuran'da geçmiyor. Varsa o ayetleri yoruma yazmanızı isterim, ben görmedim.
Bunlar bir yana beni şaşırtan ayetleri de eklemeliyim.
Yunus -92:"biz de bugün senin cesedini kurtaracağız ki arkandan geleceklere bir ibret olsun"(Firavun'a söyleniyor ve nitekimin firavunun mumyasının günümüze kadar sağlam olarak geldiği konuşuluyor)
Kıyamet -4 "evet bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter" ( O dönemde her insanın parmak izinin farklı olduğu bilgisi yoktu)
Kıyamet -37: Döllenmeyi anlatır spermden oluştuğumuzu sonra cinsiyetin oluşumu anlatılır, başka bir ayette '
"biz sizi anne karnında üç zamanda yarattık da yarattık" şeklinde bahsedilir (Yine o dönemde gebelikte fetüsün gelişim evreleri ve gebeliğin 3 trimesterdan oluştuğu bilinmiyordu.)
Ayrıca hem Kuran'da hem İncil'de 7 rakamının geçmesi gözüme çarpıyor. Kur'an'da yer ve gök 7 katmandan oluştuğu yazıyor, Yusuf süresinde hükümdar rüyasında 7 besili inek 7 zayıf inek 7 yeşil başak görüyor;
İncil'de Vahiy bölümünde: 7 kiliseye mektup, 7 mühür, 7 borazan, 7 tas'tan bahsediliyor. Daha bir çok yerde de bu rakam geçiyor.
Günümüzde dualar ile birlikte kullanılan bu rakamın gizemi nedir bende bilmiyorum.
Sizlerin bu konularda neler düşündüğünü merak ediyor ve yorumlarınızı bekliyorum.
Kur'an-ı Kerim Mealiİncil