·512 syf.····Okunma: 07 Nisan 2025 13:25 SPOİLER!
Sonunda bir yıldır ertelediğim Dune serisine geri döndüm. Öyle yoğun bir zamanda okumaya başladım ki biraz da bu sebepten okumaktan çok ayrı keyif aldım.
Okurken Dune evrenini ne kadar özlediğimi fark ettim, yüzümde sürekli bir gülümseme vardı. Çok keyifli 5 gün geçirdim.
Bu kitabı önceki kitaptan çok daha rahat okudum, sebebi de bu kitaptaki aksiyonun, hareketliliğin daha yoğun olmasıydı, yormamasıydı.
Gelelim kitaba, hikaye 3500 yıl sonradan devam ediyor. Tarihi görünce büyük bir şaşkınlık yaşadım. Bildiğim, alıştığım herkes değişmişti, hikaye başka bir yere evrilmişti. Değişmeyen iki kişi vardı. Bunlardan biri II. Leto, diğeri de Duncan Idaho. Bu yıllar süresince Leto imparator olarak hüküm sürüyor ve Duncanlar da sürekli değişiyordur.
3500 yıl sonra çöl tamamen olmasa da ortadan kalkmıştır. Çöllerin yerini nehirler ve göller kaplamıştır. Gezegen yeşillenmiştir. Dune'un bu değişimini okumak garipti. İnsanların artık suya ihtiyacının olmadığı, damıtıcı giysilerin sadece nostalji için giyildiği bir evren.. Leto dünyaya zorunlu bir barış getirmiştir. Leto'nun bu durum için çok güzel bir cümlesi var:
"Benim barışım, dayatılan bir dinginlik aslında. İnsanoğlu uzun tarihi boyunca dinginliğe daima tepki göstermiştir."
Leto'nun yönetimi tartışılırdı. Bu barış için çok fazla bedeller ödendi ve çok fazla hayat son buldu ama sonuç olarak insanlar gezegene mahsur kaldılar, kaçabilecekleri, saklanabilecekleri bir yer yoktu. Evet barış vardı ama insanlar bu barış ortamında nefes alamıyordu. Bu yüzden de isyan kaçınılmazdı. Peki Leto'nun sonunu ne getirdi? Neyi yanlış yaptı?
Duncan'ın gittiği köyde önceki Duncan'ın çocukları ve eşiyle karşılaştığı bölüm dikkate değerdi. O bölümde mükemmel işlediği düşünülen Leto yönetiminde bir şeylerin yanlış gittiği anlaşılıyordu. Küçücük bir çocuk babasız büyüyecek, bir gezegen yönetsen ne olur bir çocuğun dünyasını elinden aldıktan sonra. Leto'ya Duncanlar oyun arkadaşı gibi geliyordu ama acı çeken insanları görmüyordu ve bu yüzyıllar boyunca devam ediyordu.
Öte yandan teknolojinin geldiği nokta korkutucuydu. Bunu Duncanlardan da görebiliyoruz. Her şeyi taklit edebilen, düşünen makinelerin olduğu bir gelecek nasıl olurdu acaba?
"İnsan gibi düşünen cihazlar yapmayacaksın!"
Bir diğer dikkat çekici olay da Leto'nun orduyu tamamen kadınlardan oluşturmasıydı. Bu benim de zaman zaman düşündüğüm ve işin icinden çıkamadığım bir bilinmez. Acaba dünyayı kadınlar yönetse ne olurdu? Dünya daha iyi bir yer olabilir miydi? Ben bu satırları yazarken bile dünyanın bir köşesinde ölen çocuklar yine ölür müydü? Leto bu konu hakkındaki düşüncelerini çalıntı günlüklerde şöyle açıklıyor:
"Askeri kuvvet olarak kadınları seçmem Duncanlara hep tuhaf gelmiştir oysa Balıklarla Konuşanlarım her anlamda geçici bir ordudur. Kadınlar vahşi ve saldırgan olabilseler de savaşa yaklaşımları erkeklerinkinden çok farklıdır. Yaratılışın beşiği olmaları sebebiyle son kertede öldürmekten çok yaşamı korumaya meyillidirler."
Evet kadınlar yıkmaya değil yapmaya meyilli canlılardır. Kitabın bu düşündürücü yönünü sevdim.
Bir konu var ki o bölümleri okurken gerçekten sinirlendim. Hwi karakteri çok gereksizdi. Leto gibi bir ülkü uğruna herkesten ve her şeyden vazgeçen birinin bir kadına teslim olması gereksizdi. Bu seride aşk eksik kalsın, ben sevemedim aşk hikayelerini. Leto, kadının kendisi için tuzak olduğunu bile bile kadına kendini kolayca bıraktı, aşkın bu kadar karşı konulamaz bir duygu olduğunu düşünmüyorum. O bölümleri okurken " Kendine gel sen gezegenler yönetiyorsun, aşka vaktin yok " diye Leto'yu sarsmak istedim (içimdeki realist Aysel susmadı). Bir de üstüne İdaho'nun da aynı kadına aşık olmasıyla gereksiz bir aşk üçgeni ortaya çıktı. Ne gerek vardı?? Bu aşk bölümleri kısa olduğu için minnettarım. Hızlı hızlı okudum.
Final beni mahvetti, kitap bittikten sonra kendimi çok yorgun ve mutsuz hissettim. Leto kehaneti görebiliyordu ve geleceği bile bile ölüme gitti. Son anda düğün yerini neden değiştirdi? Bunu neden istedi bilmiyorum. Ölmek üzereyken Siona'ya ne demek istedi?
Ölümü de çok kolay bir ölüm oldu. İmparator Leto suya düşerek ölmemeliydi. Gözlerimin dolmasına neden olan bir yer vardı ki gerçekten kalbim burkuldu. Letonun vücudu suyun içinde bütün kumalabalıklarından ayrılınca 9 yaşındaki vücudu ortaya çıkıyordu. Küçücük, minicik bir beden :/ ve bu beden 3500 küsür yıl boyunca nelerle uğraştı, içinde ne yükler taşımak zorunda kaldı. Her ne kadar değişim geçirmiş olsa da en nihayetinde o sadece küçük bir çocuktu, insandı. Aşık olması onun hala insan olduğunun göstergesiydi. Küçücük bir beden içinde binlerce yıllık bir ruh yaşıyordu.
Gelecek kitaplar ne getirir bilemem. İki kitabım kaldı, bir yıllık aradan sonra seriye devam edeceğim çünkü hemen tüketmek istemiyorum. Elveda Leto, her ne kadar seni sevmesem de sana saygı duymuştum.