·368 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Nisan 2025 23:27 Ebû Bekir Muhammed, bin Zekeriyyâ, er-Râzî.
(Raylı [Tahran'ın bir bölgesi] Zekeriya oğlu Ebû Bekir)
9. YY'da yaşadı, tam 1100 yıl önce öldü. Eleştirisel akılcılığa daha yakın biri ve deist-panteist-agnostik tarafları olan bir dinî düşüncesi var. Bu eser de kitaplarından bir derleme.
Kimyadan hekimliğe, fizikten astrofiziğe Ebû Bekir er-Râzî inanılmaz bir isim. Daha fazla tanınması ve tanıtılması lazım. Biruni ve İbni Sina bir nesil sonra doğup bu ismi tartışmalarına eklemişlerdi.
Beni özellikle zaman-mekân hakkındaki fikirleri, Sokrat-Platon bilgisi, tıbbî ve ahlâkî derslerinin sadeliği ve dine karşı aklı önde tutan duruşu etkiledi.
Hemşehrisi ve hasmı Ebû Hâtim kısmı beni güldürdü. Çünkü zavallı Ebû Hâtim'in kendi eserini buraya olduğu gibi taşımak, onun bağnazlığını ve bugün Ebû Bekir'in nasıl da haklı çıktığını (güya ağızdan çıkan fakat taraflı aktarımda) kanıtlamış. Bugün er-Râzî'nin dediği gibi, biliyoruz ki: hareket olan yerde zaman var, mekân (evren) şişen bir balonun yüzeyi gibidir, yeni nesiller geçmiştekileri geçmeli, doğru sonuca ulaşmak asıl hedef olmalıdır vb. Evet, Hâtim bunlara karşı irticai bir reddiye içindeydi...
Velhasıl Fuat Sezgin, Şengör'e şu mesajı verirken haklıydı: "Bilim iltifat gören yerde gelişir". Ve er-Râzî de bilimin Avrupa'ya taşınmasına ve bugün hepimizin nasiplenmesine sebep olacak güzel insanlardandı.
(Son olarak, zamanın Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ının takdim ve sunuş yazılarını yersiz buluyorum. Okumaya ve yazmaya yeterli değeri vermeyenlerin, hatta tersine, ülkedeki bu gelişmeleri yavaşlatan şahısların -taraf fark etmeksizin- böyle yayım işlerinde yeri olmaması gerektiğini; ayrıca eseri düzenleyenin de muhafazakâr bakışıyla er-Râzî'ye karşı tutumunu hissettirmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bunlar şahsi fikirlerim.)