Bu kitapla ilgili çok kişisel yorumlar yapacağım. Sadece ne hissettim, ne düşündüm.
Öncelikle beni hem büyüleyen hem de hayatın içinde zaten artık bir şekilde farkına vardığım bir şeyin altını çizerek, gizli umudumu çalan bir okuma oldu.
Anladığım şey şu ki; bir insan, başka bir insanın gerçeğine, zihnine, derinine asla tam anlamıyla ulaşamıyor. Çoğu zaman iç dünyamızda birer yabancıyız, en yakındayken bile. Yanılgıyız birbirimize. Açıkçası “işin aslı” nedir pek bilemeyeceğiz kendi penceremizdeki manzara ile. Bunu ayrıntılarıyla daha iyi görebilmek için kitabı baştan tekrar okumam gerekecek.
Kitap üç bölümden oluşuyor.
Ilonka, Peter ve Judit, kesişen kaderlerini kendi pencerelerinden anlatıyorlar.
Ilonka ne alt tabakadan biri ne de üst seviye bir burjuva. Arada. Böylece hep bir sıkışmışlık, kendini kabul ettirme duygusu hissettiriyor anlatımında.
Peter üst düzey bir burjuva. Kitabın en ağır ilerleyen ve benim okumaktan en çok keyif aldığım bölüm Peter’ı okuduğum bölümdü. Peter’ın, eksiksizlik içinde, kusursuz bir planlılığın sıkıştırdığı huzursuz bir yaşamda, tek aradığı şey gerçek aşk. Bulabiliyor mu? #271183113
Judit ise çok çok yoksul bir aileden gelen bir proleter. Onu okurken soyut fikirler içeren cümlelerle, duygular üzerine uzun nutuklarla pek karşılaşmıyoruz. O gerçek dünyayı tanıyor ve onu dramatikleştirmeden anlatıyor. Ölümü, açlığı, savaşı ve kiri. Ve çukurdaki fareleri…
Yaşama nerede doğduğumuz, sonra da hangi yerlerde kendi yaşamımızı doğurduğumuz öyle önemli ki. Sürekli bunu düşündüm üç farklı kişinin anlattıklarını okurken.
Üçünün de odak noktası birbirlerinden öylesine farklı... Dediğim gibi kitap bitince, bir insanın başka bir insanı asla yeterince anlayamayacağını, tanıyamayacağını düşündüm. Hiçbir şey iki insanın zihninin labirentlerini eşleyemez. Aşk bile, aile bile, çocuk bile, acı bile.
Martin Eden nasıl ki bir aşk romanına indirgenemezse, bu kitap da öyle bana göre. Romanın bağlamı aşkmış gibi görünüyor başlangıçta fakat ilerleyen sayfalarda sınıf farkının, aslında nasıl farklı beyinler nasıl farklı kaderler oluşturduğunu görüyoruz.
Ben bu farklılığın üç ayrı kişide bu kadar iyi anlatılmasına hayran kaldım. Üç karakterin de konuşma biçimini duydum, mimiklerini gördüm sanki. Nasıl birer insan olduklarını bedenleriyle de anladım. Bu nedenle bu kitaptan aldığım tadın daha fazlası için hemen Sandor Marai’nin diğer kitabı Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ı sipariş ettim ve seveceğini düşündüğüm birine hediye etmek için bir tane daha işin aslı, judit ve sonrası da ekledim yanına. Yani bu kitabı hediye edebileceğim kitaplardan biri olarak işaretledim. Bu işaretleme benim için önemli bir mesele :)