Kelebek Evi
"Hüzün her canlıyı etkiler ve renklerini soldurur. Kan damarlarında, bitki saplarında, yapıtaşlarında akan şeydir hüzün, ta ki eskiden var olan şey boş bir kabuğa dönüşene kadar."
O sabah Kopenhag'ın merkezindeki bir havuzun içinde bulunan kadın cesedi herkesi şaşkına çevirmişti. Çünkü belli bölgelerinde simetrik kesikler vardı ve vücudundaki bütün kan boşalmış olmasına rağmen havuzda hiç kan yoktu. Ellerindeki tek ipucu ise katılın kargo bisikleti kullanıyor olmasıydı. Jeppe hemen tüm ekibi görevlendirirken Arnette doğum izni nedeniyle aralarında değildi. Fakat ekip başka ipuçları aramayı sürdürürken aynı yöntemle öldürülmüş bir cinayet haberi daha gelmişti.
Öldürülen kişilerin ortak noktası ise eskiden Kelebek Evi diye bir psikiyatri merkezinde çalışmış olmalarıydı. İşler artık içinden çıkılmaz bir noktaya gelmişti. Arnette ise izinde olmasına rağmen olaylardan fazla duramaz ve kendini öyle bir noktada bulur ki...
Serinin ikinci kitabını yine büyük bir heyecanla okudum. Her sayfada o gerilimi hissediyorsunuz. Ve katilin kim olduğunu bulmak gerçekten imkansız gibiydi. Tam evet bu olabilir diye düşünürken ortaya başkası çıkıyor ve bu sefer o kişiden şüpheleniyorsunuz. Sonunda katil ummadığım kişilerden biri çıktı. Seri birbirinden bağımsız olarak da okunabilir bunu da ayrıca belirtmek isterim.
Yani kısaca eğer gerçekten gerilmek istiyorsanız ve de polisiye seviyorsanız bu seriyi mutlaka okumalısınız diyor ve üçüncü kitaba geçiyorum ben.