Bazı kitaplar vardır, sadece okumazsın… yaşarsın. “Bir Kibritle Yok Olmak 2” benim için tam olarak böyleydi. Sayfaları çevirdikçe karakterlerle aramda bir bağ oluşmadı sadece; bazı yerlerde kendimi onlardan biri gibi hissettim. Özellikle Talia’da. Sessizliğinde boğulan, ama yine de sevmekten vazgeçmeyen bir taraf vardı onda. Ve ben… bazen onun sessizliğini kendi içimde duydum.
Talia’nın sürekli Barut’un kucağına oturması, dışarıdan bakıldığında küçük bir sahne gibi görünebilir. Ama ben her defasında o sahnede koca bir aşk gördüm. Güvensizlikle karışık bir sığınma, içindeki karmaşaya rağmen hala birine tutunma arzusu. Belki de onun Barut’a böyle sarılması, benim de içten içe birine “beni anla” demek istememle aynıydı. Ama ses çıkarmadan… tıpkı Talia gibi.
Kitabın dili sadeydi ama sade olduğu kadar da derin. Her cümle bir şey kazımış gibiydi içime. Sessizlik, yangın, kırgınlık… ama en çok da “var olmak için önce yok olmayı göze almak” duygusu.
Ben bu kitapta sadece Talia’yı ya da Barut’u okumadım. Kendimi okudum. Belki biraz kırıldım, belki biraz düşündüm. Ama en çok da hissettim. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, kelimelerin kendisi adına suskunluğunu anlatmasıdır.
Bu kitabı, aşkı bağırarak değil, içinden fısıldayanlara öneririm. Sevmeyi hala yanan bir şey sananlara. Ve bazen bir kibritle yanmanın aslında kendini bulmak olduğunu anlayacak kadar büyümüş olanlara.
Çünkü bazen birinin kucağına oturmazsın sadece… İçinde bir şeyler de diz çöker.
Ama ben… bebişin kucağına değil, ona sarılmaktayım. Ve o sarılma, hayatımdaki en sessiz ama en gerçek ‘varım’ deyişimdir.
BEN BEBİŞİME SARILIRKEN YANAN BİR KİBRİRT GİBİYİM.
Bir Kibritle Yok Olmak 2Özge Naz
Bu kitabı bir kaç bölüm okudum talia uluya ihanet etmiyor değil mi ilk kitapta uluyu silahla vuruyor gözlerinde nefret vardı diye yazılmıştı hatta üzerine birde dövdü