Reşad Ekrem halka inmeyi seven bir yazar. Onun eserlerinde yalnızca üst sınıftan bir paşayı değil, onun yanında çalışan köleyi, mahalledeki esnafı, ayyaşı, hayat kadınını kısaca her kesimden insanı görürüz. Tarihin bu yönünü seven okurlar için onu okumak bence çok keyifli. Yazar bu eserinde meddahlardan derlediği dört hikayeyi aktarıyor. Okur olarak hikayelerin gerçek olmadığını biliyoruz ama bunların bir zamanlar İstanbul halkına anlatıldığını ve onlar için bir nevi dönemin televizyonu işlevi gördüğünü bilmek güzel bir his. Bunun yanında her hikaye içinde halkın yaşamına, bakış açısına, kullandığı mekanlara ve eşyalara yönelik çok güzel ipuçları barındırıyor. Bunlara şahit olmak da çok güzel. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen yazarla ilk kez tanışacak olan okurlara bu eserle başlamalarını önermem. Hikayelerin arka planında gördüğümüz renkler bize tarih hakkında bilgi verse de yazarın tarihçi yönünün ağır bastığı bir eserle başlamak onu tanımak adına daha iyi bir seçim olacaktır. Spoiler Her döneme kendi içinde bakmak gerek, eser bazı kısımlarda bu bakışa erişmek için okuru biraz zorluyor. Çerkes gencinin aşkının ve oyununun anlatıldığı hikayedeki ırkçılık (''Kendi türünden biriyle evlendirildi'' ifadesi), bizim çocuk olarak gördüğümüz 14 yaşındaki kızın 70 yaşındaki paşayla evlenmiş olması... Bu gibi örnekler bazen okuru kitaptan uzaklaştırabiliyor fakat hikayelerin yazarın kurgusu olmadığını ve yaşamış meddahların defterlerinden alındığını bilmek ve bu bakışın dönemin gerçeği olduğunu bilmek okuru yumuşatıyor.