Rus – Japon savaşında bütün kahramanlık öykülerinden azade gerçek bir savaş öyküsü, daha doğrusu savaşan insanın gerçek öyküsü. Savaşan insanı; inandığı değer uğruna can veren o kişiyi yüceltmek isterken fark etmeden savaşı yüceltiriz. Onun savaş anında ne düşündüğünü; burnuna ceset kokuları gelirken ve uzun zamandır doğru düzgün bir yatakta uyumamışken dakikalar sonra ölümle yüzleşecek olmanın korkusunu içinde ne hissettiğini anlamayız. Bunu anlamak, düşünmek de istemeyiz. Belki de bu yüzden insanlık ilk çağlardan beri savaşmaktan vazgeçmez. Bu eserde ise bir gerçek var, savaş anındaki o an var. Bizim düşünmekten kaçtığımız o an. Savaş anında bu yıkımın gerçek nedenini sorgularken bunun yalnızca çılgınlık olduğunu fark etmek ve bu anlamsızlığın içinde delirmek. Dışardan normal görünen ve herkes tarafından kahraman olarak anılacak insanlar savaşın delilik olduğunu fark edince akıllarını kaybeder ve dünya onlara kocaman kırmızı bir kahkaha ile gülmeye başlar. Gerçek deliliği fark ettiği için delirmek, muazzam bir mesaj. Eseri yazarla birlikte ele aldığımızda karşımıza başka bir şey çıkıyor. Çok yetenekli bir yazar fakat yazma konusunda bazı sıkıntıları var. Taslaklar, yazma kararsızlığı, erken bitmiş ömür… L.N. Andreyev’in ilk dönemlerde Gorki tarafından desteklendiğini görüyoruz fakat yazarın devrim karşıtlığı bu desteğin sönmesine neden olmuş olabilir. Yazarın bütün eserlerine ulaşamıyoruz, birkaç eserini de dilimize yeni yeni çevriliyor fakat çoğunun taslak halinde kaldığını ve aslında büyük bir yazarın harcandığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu eseri okuyan çoğu insan kurgunun karmaşıklığını ve eserdeki giriş bölümü eksiğini fark edecektir. Kapağı açar açmaz gelişme bölümüne geçeriz ve bu bölüm aslında ustaca ilerler fakat karakterimiz ruhsal çatışmasına yeni girmişken yani tam da eserin devleşeceği noktada hızlı bir geçiş olur ve sonuca ulaşırız. Bu bile eserin değerini aşağı çekmez, yazarın psikolojik tahlilleri o denli güçlüdür ki teknik sıkıntılar romanı düşüremez. Spoiler İnsanların gözünde kahraman olan insan imajı çizerken üst insan profili çizilmesinden hoşlanmıyorum. Bu biraz da romantizmin özelliğidir, her şeyiyle mükemmel bir Rakım Efendi, robotik bir üst insan. Ben herkesin gözünde kahraman olabilen ama korkan ve korktuğu için utanmayan acıkan ve üşüyen insan görmekten hoşlanıyorum. Hırsları ve pişmanlıkları olan bir Akhilleus… Bu tarz kahramanları daha çok seviyorum. Bu eserde de askerlerin uzun zaman sonra limon yeme heyecanıyla bir araya gelmesi beni çok etkiledi. O çocuksu heyecan, birbirlerine sorma hali… Yalnız acı değil, savaşın içinde gündelik hayata dair basit özlemleri görmek de o anın psikolojisi için harika bir ipucu. Çoğu insana edebi bile gelmeyecek bu limon arayışı beni çok etkiledi.
Tarkovsky de savaş karşıtlığını savaş üzerinden anlatır. (İvan’ın Çocukluğu) eseri sevdiyseniz bu filmden de etkileneceğini düşünüyorum. Özellikle evinin dört duvarı yıkılmış yalnızca kapı ile eşyalarıyla kalmış adamın olduğu sahne bana kızıl kahkaha metaforuna dair bir şeyler anımsattı. Bence o da kızıl kahkahayı görenlerdendi)) Eser kısa olmasına rağmen yoğun fakat okuması zor değil, savaşın psikolojik yönüne ilgi duyan okurlara özellikle öneririm. Diğer okurlarınsa okuduklarına pişman olmayacağını düşünüyorum.