Sosyobiyolojik perspektiften düşündüğümde, bize "zayıflık" gibi görünen bir çok biyolojik özelliğimiz bizleri birbirimizin yardımına ihtiyaç duymaya yönlendiriyor. Dolayısıyla, evrimsel tarihimizde zaman içerisinde bizleri daha güçlü kılan şeylerden biri de bizleri bir arada yaşamaya teşvik eden zayıflıklarımızdır. Tam da bu noktada, toplumsal yaşamı teşvik eden türlü zayıflıklarımızın evrimsel sahnede bize nasıl güç kazandırdığını fark ediyoruz. Bu durum zayıflık ve güç kavramlarının kafa karıştırıcı hâle gelmesine neden oluyor. Evrimin bazen "daha zayıf" bireylere doğru yönelmesi "daha güçlü" toplulukların ortaya çıkmasına neden oluyor. Cesaretten çok korkaklığa, bilgelikten çok cahilliğe, sessizlikten çok gevezeliğe, eleştiriden çok dedikoduya, samimiyetten çok ikiyüzlülüğe, zenginlikten çok fakirliğe, dürüstlükten çok yalancılığa daha sık rastlanmasının da nedenlerinden biri budur. Tüm bunlar yaşamı korurlar. Ve çok uzun süredir içinde bulunduğumuz ekolojik denge ve genetik niteliklerimiz değişmedikçe, cesaret, bilgelik gibi daha yüce gördüğümüz özellikler "toplum için" çok bir anlam ifade etmeyecektir. Ne evrim, ne toplum, ne de birey, yaşamın kaderini yazmaya muktedir değildir. Onlar yalnızca bizzat yaşamın kendi kendisinin kaderini keşfederken kullandığı pençeleridir.
Duygu ve Düşünce
·1 alıntı·
68 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.