Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 23 Nisan 2025 21:30 İncelemede çok az da olsa spoiler (sürpriz bozan) var ama pek bir anlam ifade etmiyor.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, nicedir okumak istediğim ama ertelediğim bir kitaptı, bir kez başlayıp bırakmıştım, bu kez bitirmeyi başardım. Dil, oldum olası benim ilgimi çeken bir konu olagelmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dili beni kendine öyle çekti ki gerek insanın ruh haletini betimlemesi gerek cümlenin kuruluşları okurken mest etti diyebilirim. «Türkçede uzun cümle kurulamaz» klişesini yerle yeksan ediyor Tanpınar. Anlatımda seçtiği ifadeler ve sözcükler hem olabildiğince Dil Devrimi ürünü olmayan sözcükler hem de olabildiğine anlaşılır ama bir o kadar da zengin, muhteşem bir denge ve üslup.
Kitap, bence bir hayale inanan ve bunu başkalarına da inandır{maya çalış}an Halit Ayarcı ve onun yoğurduğu, hatta baştan yarattığı Hayri İrdal çeperinde bir dünya tasavvurunu anlatıyor. Yaşama herkes gibi bakmayan, baktığı gibi bir dünya ortaya koyan Hayri İrdal, yaşamı özümsemiş, kendince «realist» biridir ama onun realizmi «hakikati olduğu gibi görmek değildir» hatta bunu insanı yese boğacağını söyler, o «Yeni adamın realizmi başkadır. Elinde bulunan bu mal, bu nesne ile, onun bu vasıflarıyla ben ne yapabilirim?» sorusuyla yaşamına yön verir, bir nevi pragmatizmdir. Buradan yola çıkıp kendince bir dünya yaratır, insanın gereksinimlerini baştan tayin eder, yoksa da ihdas eder. Hayri İrdal’ı tanıyınca eline piyango bileti geçmişçesine sevinir ve onu biçimlendirmeye çalışır, Hayri’nin direncine karşı kendinden emin hareket eder ve onu yontar. Hayri İrdal nihayetinde hiç inanmadığı bir konumda bulur kendini; ya vazgeçecektir ya da çoktan o çizgiden artık dönüşün mümkün olmadığı birçok konforun yer aldığı bir alana hapsetmiştir kendini, sahip oldukları ona sahip olmuştur. Etrafındaki insanların da değişen koşullara verdikleri tepkilere bir hayli şaşırır Hayri İrdal, «yaşamak» sanatını yeniden bulur, keşfeder.
Peki Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde neden meydanlardaki saatler seçilir? Çünkü meydan saatleri modernizmin simgesidir. Türkiye’de alafranga saat olarak bilinen uluslararası saat sistemine eskiler “zevalî/vasatî saat” derler, öğleyi 12.00 kabul eder. Bu yılın belli bir anında Güneş’in tam tepede olduğu gölgesiz anın 12.00 kabul edilip yılın geri kalanının ona göre belirlenmesiyle açıklanır ama Osmanlı’daki ezan tabanlı saat sistemi farklıydı. Akşam ezanı gün batımına göre hesaplanır. Osmanlı’daki zaman ölçümü de ezan saatlerine göre hesaplandığından akşam ezanıyla yeni gün başlardı, saat de haliyle 0 ya da 12 olurdu. Bu sisteme de ezanî saat denirdi. Eğer bir kişi yatsı ezanının bir buçukta olduğunu belirtirse bu akşam ezanından bir buçuk saat sonra olduğuna işaret ederdi.
Bilindiği üzere namaz vakitleri her gün birkaç dakika da olsa değişir, bu sebeple aslında aynı saati iki farklı zamanda söyleyen iki kişi günün aynı anına işaret etmezdi. Hatta aynı saati belirten iki kişi aynı gün farklı yerlerde ise gerçek anlamda aynı zamana da işaret etmezlerdi. Namaz vakitleri her yer için ayrı olduğundan aslında ezanî saat uygulaması özü itibarıyla bir yerel/mahalli saat uygulamasıdır. Modern öncesi devirlerde merkezi bir saat sistemine ihtiyaç duyulmadığından bu bir sorun teşkil etmemiştir.
Modern zamana gelindiğinde yerel değil genel bir saat sistemine geçilme ihtiyacı duyulmuştur, ülkenin her yerinde günün birebir aynı anı olmasa da aynı saati işler. Daha kitabın adında modernizm eleştirisi kendini belli etmektedir. Artık insanların birbirinden farklı zamanlarda eyleme geçmeleri değil, aynı saatlerle hep birlikte, aynı düzende bir eylem içinde olmaları gösterilmiştir.