9/10
·116 syf.··
2025 40. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2025 21:45
Peruk Gibi Hüzünlü Bir peruk, bir aksesuar neden hüzünlü olsundu? Renk renk, şekil şekil, parlak, her şekle girebilen bir aksesuar neden hüzün versindi? Eğer takanın sadece şeklini değil de ruhunu da değiştiriyorsa, saçlarını ya da kafasını değil de zihnini de kapatıyorsa, güzel görünmek için değil de saklanmak için kullanılıyorsa evet, peruklar hüzünlü olabilirmiş. Sadece peruklar da değil maskelerde hüzünlü olabilir. Gün içinde taktığımız bizi renk renk, şekil şekil, parlak, mat, her şekle girilebilir kılan görünmez maskelerimiz. Çok eğlenceli, çok mutlu, çok rahat, çok başarılı, acıları geride bırakmış, aşmış işte her şeyi aşmış gösteren maskelerimiz olabilir mesela. Onların varlığı da hüzünlüdür. Çünkü bize her seferinde aslında ne kadar da aidiyetsiz olduğumuzu hatırlatır. Hayatın her yerinde her noktasında her bir anında bu maskelerin arkasına sığınarak ne kadar da uyumlu ya da istenilebilen bir insan olduğumuzu gösteririz. Fakat bu çok hüzünlüdür. Bizi biz yapan ne varsa saklayıp arkasına sığındığımız her giysi, her takı, her maske, her aksesuar, her duvar, her oda, her ev, her insan… çok hüzünlüdür. Saklanmak hüzünlüdür ancak saklanmadığın halde görünmemek daha da hüzünlüdür. Ortadayken apaçık, belirgin… yok muyum sahi ben? Peruk Gibi Hüzünlü, adı gibi hüzünlü öyküler vadediyor bize. Hüzünlü olan sadece peruk değil öyküler. Her bir öykünün girişinde o öyküleri aynı çatı altında toplayan ikilik mısralar bulunuyor. Birkaç mısra kaç öykü doğurabilirse kaç hayata dağılabilirse o kadar dağılıp hayata öyküler saçıyor. İçinden kadınlar çıkıyor. İçinden sivilceli, şişman, tek derdi yeni yeni uyanan arzuları olan oğlan çocukları çıkıyor. İçinden tamamlanmamış hayatlar çıkıyor. Kabul edilmeyen ölümler ve hiç tutulmayan yaslar çıkıyor. Hayatı yaşayamamış, bir köşede unutulmuş, yaşlılık ve hastalık kokan ihtiyarlar çıkıyor. En yalnız anında sana sarılan sevgililer çıkıyor. Ya da en yalnız anında sana sarılmayan kollar çıkıyor. Babalara kırgın çocuklar ve suçlu babalar çıkıyor. Çoğaldıkça çoğalıyor. Yerlerine içlerine sığmıyor. Evlerden odalardan camlardan resimlerden fırlayarak öykülerden taşıyor. Bir taşmanın öyküsü Peruk Gibi Hüzünlü. ‘’Çocuklar tekinsizdir, annelerse uçurum; olur olmaz düşülür.’’ Muzaffer ve Muz: Ergen bir ruhun yalnızlığını da anca bir maymun dinler ölmeden önce. Altın Günü: Babalar vardır suçları boylarından aşkın. Unutma çocuğum sana yapılan kötülüğü sarıl annene. Beyaz Sabun: İlk defa gördüm babamı ağlarken eğer babam ağlayabiliyorsa beni de daha çok sevebilir demek ki. Babamın bir ruhu varsa beni de kucaklayabilir demek ki. Babaanneme beyaz sabun almak da nereden çıktı. Çocuk bakışlı kırgınlıkların öyküsü. Çocukluk kayıp bir ülke. Orada hesaplı duygulara yer yok. Orada kırgınlıklar da anlık öfkelerde. Unutur çocuklar ya da biz unuttuklarını sanırız. ‘’Bitmemiş her sevişme, paslı bir iğne gibi doğrudan kalbe yürür.’’ Hantal Köpek: Hantal olan köpek miydi yoksa benim ipe sapa gelmez bahanelerim mi? Gece olunca köpeklere iyi bakın, evdeki ya da dışarıdaki köpeklere size söyleyecekleri var siz hakkında. Üç Kadınlı Şehir: Zehra-Zeren-Zöhre. Bir şehrin içine almadığı, dışarıda duvarlarında gezen, yersiz kadınlar. Yurtları var ama yerleri yok. Kim bilebilir ki kimin içinden neler geçtiğini. Hantal ruhların içinde ezilmiş, hiç hareket etmemenin verdiği mahcubiyetle yok olmuş hayatların ağıtları. Tuhaf Adam; Bu tuhaf hayatımızda bizi de bulan tuhaf bir adam olur zaten. Yakup’un Bulduğu; Yakup aradığını hiç bulamayacak. ‘’Söz bitimi gibidir, odanın her köşesi Bir kuşatma büyütür.’’ Onat’ın Odası; Odalar değişir, sen yanılma insan değişmez. Odalar. Değişen odalar. Değişmiş insanlar. Yalnızlıkla örülü odalar. Üç Adamlı Zaman: Babalar. Olmaması gereken babalar. Sevgililer. Sarılması gereken sevgililer. Kim daha çok yaralı orası çok karışık. Sarılmanın çözemeyeceği çok az şey var ama bu onlardan biri. Bazı Köfteler: Bazı köfteler can acıtır. Yokluktur. Yalnızlıktır. Mutlu çocukluğun ise köftelerle bir bağlantısı var. Küfür gibi anların gerçekliği. ‘’Gece sona ermeden, peruk takan birini Öpmezsem yaram büyür.’’ Ferda’nın Unuttuğu: Ferda annen uyanırsa sorarsın unuttuğunu. Ama annen uyanmayacaksa? Bir Gök Bakımlık: Küçükken en sevdiğin renk neydi? Sarıyı sever miydin? Belki de özgürlüktü çocukluğunda sevdiğin rengi hatırlamak. Muhayyel’in Aradığı: Her şey kızlarım için, der Muhayyel. Saklanır peruklar ardına kızları için. Küçük kız neyse de büyük kızın sonu iyi değil. Kendisine benziyor çünkü. Aynı annesi. Yazık olacak sana. Herkes kendisi yazsın bu öykünün mutlu sonunu. Madam Marina’nin Tamamlanmamış Bir Resmi: Böyle mi olmalıydı sonumuz Madam. Daha sergiye konacaktın sen. Utanma. Kendin için özgürleştin.
Peruk Gibi HüzünlüYalçın Tosun · Yapı Kredi Yayınları · 20181,116 okunma
·
164 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.