"Ah! İnsanlar arasındaki ilişkilerin içinden çıkılmaz karmaşıklığı; her birimiz ortalıkta kendi kıstaslarımızla dolaşır ve onların üzerinden başkalarını yargılarız, bir yandan da onların kıstaslarını yanıtlamaya çalışırız - ama gizlice, hiç öyle yapıyormuş izlenimi uyandırmadan, salt kendimizmişiz, kimsenin onayına ihtiyacımız yokmuş gibi görünerek yaparız bunu."
..
..
İçine girmekte epey zorlandığım bir roman oldu Şeytanın Çalgıları, hakkında çok övgü okumuştum, dolayısıyla beklentim biraz yüksekti. Severek okudum ama beklediğim etkiyi yaratmadı bende maalesef.
İki bölümde ilerleyen romanda ilk bölümde yazar Nadia'nın yaşamı (ya da Nada; ki 'hiçlik' demek oluyor), ikinci bölümde ise 1600'lerde anneleri doğumda ölen ikizler Barbe ve Barnabé'nin Fransa'daki yaşam öyküsüne odaklanıyor.
Barbe ve Barnabé'nin hikayesi daha çok tarihsel açıdan ve dini ögelere yer verilerek aktarılmış. Özellikle dönemde kadınlar ve kadınlığa ait bakış açısı güzel değerlendirilmiş. Hatta değerlendirme bir noktadan sonra bir manifestoya dönüşüyor diyebiliriz. Hem kendi yaşadığı dönemin hem de Barbe ve Barnabe'nin yaşadığı dönemin karşılaştırmasını yapar yazar; görünüşe göre hiçbir şey değişmemiştir, kadın düşmanlığı devam etmektedir. Kadın cinselliğinden hem korkan hem de nefret eden, ataerkil düzen devam etmektedir. Bu düzende Nadia tabi ki de kaçınılmaz olarak kendini uyumsuz hissedecektir.
Dediğim gibi, ilgi çekici temalar üzerine oturtulmuş olsa da, bende tam bir roman okuyormuş hissi uyandırmadı, içine girmekte zorlandım, çok benimseyemedim, bağ kuramadım. Ama farklı bir anlatı, farklı bir tarz okumak isteyenlere önerebilirim.