Güdü /ASHLEY AUDRAİN
Ashley Audrain'in Güdü adlı romanı, okuru anneliğin görünmeyen yaralarına, kuşaktan kuşağa aktarılan acılara ve insanın en temel korkularına doğru ağır bir yolculuğa çıkarıyor.
İlk sayfalarda verilen bilimsel bir gerçek —yumurtalıklarımızın henüz anneannemizin rahmindeyken oluştuğu bilgisi— hikâyenin ruhunu daha en baştan şekillendiriyor:
Biz yalnızca kendimizin değil, geçmişimizin de taşıyıcılarıyız.
Roman, üç kuşak kadının hikâyesi üzerinden ilerliyor: bir anneanne, bir anne ve bir kız çocuğu. Bu kadınların hayatı, annelik deneyimleri ve yaşadıkları kırılmalar ortak bir zincir gibi birbirine bağlı.
Ana karakter Blythe, kendi annesinin ve anneannesinin ona bıraktığı duygusal mirasla boğuşarak kızı Violet'i büyütmeye çalışıyor.
Ancak Violet, sıradan bir çocuk değil.
Daha küçük yaşlardan itibaren sergilediği şiddet eğilimi, hem ailesi için hem de çevresi için büyük bir tehdit oluşturuyor.
Blythe, Violet'te bir şeylerin yanlış olduğunu sezmesine rağmen eşi Fox bu gerçeği inkâr ediyor ve Blythe’ın hislerini "histerik bir annenin abartıları" olarak görmezden geliyor.
Violet’in tehlikeli davranışları zamanla görünür hâle geliyor.
Önce parkta bir başka çocuğun ölümüne sebep oluyor: küçük bir çocuğu kaydıraktan iterek.
Ardından, ailenin daha küçük oğlu Sam’in ölümüne doğrudan yol açıyor.
Blythe için artık kabullenmesi imkânsız bir gerçek vardır: Violet bir "kurban" değil, başkalarına zarar verebilen, hatta ölümüne sebep olabilen bir çocuktur.
Bu ağır gerçekle baş etmek, bir anne için tarifsiz bir yük.
Kitabın en yıkıcı yönlerinden biri, Blythe'ın sürekli yalnız bırakılması.
Fox, Violet'in tehlikeli doğasını kabul etmediği gibi, Blythe'ı suçlayan, yetersiz gören bir tavır takınıyor.
Üstelik Blythe’ın en kırılgan anlarında onu yalnız bırakıp başka bir kadınla birlikte olarak yeni bir aile kuruyor.
Bu ihaneti, Blythe’ın psikolojik çöküşünü daha da derinleştiriyor.
Güdü, "annelik içgüdüsü" dediğimiz şeyin her kadında aynı şekilde ortaya çıkmadığını, bazı bağların doğuştan güçlü olmayabileceğini ve bunun sadece bireysel bir kusur değil, kuşaklar boyunca biriken bir ruhsal mirasın sonucu olabileceğini anlatıyor.
Kitap, anneliğin yüceltilen imgesini yerle bir ederken, okura rahatsız edici ama çok gerçek bir pencere açıyor:
Herkes "iyi" bir anne olamaz. Bazı yaralar iyileşmez. Bazı çocuklar da kurtarılamaz.
Blythe'ın hikâyesinde bir iyileşme yok.
Hikâye umut vaat eden bir kapanış sunmuyor.
Aksine, gerçek hayat gibi eksik ve acı dolu.
Bu, okuyucunun içini daraltıyor, kaygılandırıyor, hatta zaman zaman çaresizlik hissettiriyor.
Ancak tam da bu yüzden güçlü bir anlatı:
Çünkü yüzleşilmesi zor olanı dürüstçe anlatıyor.
Bu kitabı okurken duygusal anlamda gerçekten yıprandım.
Başlarken bir annenin iç dünyasına bu kadar derin ve karanlık bir yolculuk yapacağımı bilmiyordum.
Blythe'ın yalnızlığını, çaresizliğini, suçluluk duygusunu, kayıplarını hissetmemek imkânsızdı.
Violet'e kitap boyunca çok öfkelendim,
Ama en çok Blythe'ın sesinin duyulmamasına, yalnız bırakılmasına, suçlanmasına üzüldüm.
Güdü, bana anneliğin sadece sevgiyle değil, aynı zamanda cesaretle, anlayışla ve büyük bir ruhsal güçle de ilgili olduğunu düşündürdü.
Hepimiz bir yerlerde ailemizden izler taşıyoruz.
Ama bu zinciri kırmak, kendi hikâyemizi yazmak mümkün.
Ve bu da, her şeye rağmen, en büyük umut.
Tavsiye konusunda kararsızım. Kaygı seviyenizi artırmayacaksa etkilenmem diyorsanız okuyun sevgili okuyucu.. #y:123898gudu Güdü