·168 syf.····Okunma: 27 Nisan 2025 16:05 Bir biyografi kitabı olan eserde Rus devriminin önemli isimlerinden biri olan Troçki'nin hayatı anlatılıyor.
Troçki devrimde önemli rolü olan ve bazen Leninle, genel olarak da Stalinle zıtlaşan bir isim. Onu korkak olarak görenler olduğu kadar kahraman olarak görenler de var. Eserde Troçki'ye herhangi bir etiket biçilmeden onun yaşamının olduğu gibi anlatılması benim çok hoşuma gitti. Kimi yerlerde Troçki eleştirisi görsek de bu eleştiriler yazarın yorumu değil, o dönemin tanıklarının sözleriydi.
Eserin en sevdiğim yönü Sovyetler hakkında daha önce bilmediğim şeyleri öğrenme fırsatı bulmak oldu. Tarihi iyi bildiğimi zannederken Troçki'nin gerçek isminin Troçki olmadığını, onun bu ismi hapishane yıllarındaki gardiyanından aldığını ve yurt dışına kaçarken sahte isim olarak kullandığını eserle öğrendim. Troçki'nin ilk sürgün yeri olan Türkiye'de onun için bir karşılama heyeti oluşturulmak istendiğini de yeni öğrendim. Bunun yanı sıra Troçki'nin İstanbul yıllarını öğrenmek, onun dilinden İstanbul'u duymak da çok keyifliydi. Troçki'nin Cevat Şakir anısı, Frida Kahlo ve eşi ile ilişkisi, yaşamı, hayata bakışı, her şey sürükleyici ve keyifliydi.
Kitaptaki Troçki fıkrası (Lenin hayatta olsaydı Troçki ile İstanbul'da balık tutardı) bile tek başına Stalin'in ne kadar adaletsiz ve baskıcı bir lider olduğunun göstergesi. Bunu Troçki'nin yaşamı üzerinden okumak, Çarlık Rusya'da başlayan ve yaşadığı müddetçe okuyarak, savaşarak ve düşünerek geçen bir ömrün ana yurdundan çok uzakta Meksika'da bittiğini görmek hem etkileyici hem de üzücü. Eseri tarihi biyografiyi seven okurlara öneririm. Sevmeyenlerin de esere şans verirlerse kitaptan etkileneceklerini düşünüyorum.