Yazar bu eserinde, hayatı boyunca acılara direnen annesinin hikâyesini anlatıyor. Daha önce kendi yaşamı ve babasıyla olan ilişkisini paylaşan yazar, bu kez çocukluğunun sessiz kahramanına, annesine dönüyor. Erken yaşta yaptığı yanlış bir evlilik, ardından gelen çocuklar ve yoksulluğun pençesinde geçen yıllar… Annesi, hayatın yükü altında ezilirken bir yandan özgürlüğe tutunmaya çalışıyor. Ancak her kurtuluş umudu, yeni bir hayal kırıklığına dönüşüyor.
Kitapta anlatılanlar, Anadolu’nun kırsal köylerinde, dar sokaklarında yankılanan tanıdık hikâyelere benziyor. Alkolik bir baba, yokluk içinde büyüyen çocuklar ve hayal kurmanın bile lüks sayıldığı bir ev… Yazar, bu ağır ortamdan ancak okuyarak ve başka bir şehre kaçabildiğinde kurtulabiliyor. Fakat annesine karşı zaman zaman sergilediği kırıcı tavırlar, her okurun kalbinde bir sızı bırakıyor. Onun da çocuk kalbinin yükü ağır, savunmaları kırılgan.
Annesi bir gün, tüm korkularını geride bırakıp ayağa kalkıyor. Kocasına başkaldırıyor, kendi hayatını kuruyor ve gecikmiş mutluluğunu kucaklamaya çalışıyor. Kitap, bir kadının yoksulluktan özgürlüğe, suskunluktan cesarete uzanan yolculuğunu derin bir içtenlikle anlatıyor.
Kısa ama ruhu ağır bu roman, bir annenin ve bir çocuğun kalbine işleyen acıları, umutları ve kaçışlarını öylesine sade ama etkili bir dille anlatıyor ki, okuyan herkesin kalbine dokunuyor. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir hikâye.