Merhaba arkadaşlar,

Yazı bana ait olmayıp her ne kadar alıntı olsa da geride “anne, baba, kardeş, eş, çoluk çocuk, sevgili ve hasılı bir CAN” bırakan ve hatta “HİÇ KİMSE BIRAKAMAYAN” tüm şehitlerimiz için alıntı olsun. Dilerim yazar bu dileklerime katılır ve beni olgun karşılar.

Saygılar…

https://www.youtube.com/watch?v=d3HBIMD7FiU

-ELİNİ ÇEKMEZSEN KARIŞMAM.

Çekmemiştim elimi. Demir kapının parmağımla birlikte kapandığını ve sonrasına hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde babamın siyah-krem MZ motorunda bozuk bir yolda eğrile eğrile gidiyorduk bir yerlere. Parmağımdan kan damlıyordu. Yok yok damlamıyor, akıyordu. Uzun geniş merdivenli hastaneye geldikten sonrasını da hatırlamıyorum. Küçüktüm daha. Taş çatlasın 4 yaşında.

NE GARİP. NEYSE Kİ SOL ELİMİN İŞARET PARMAĞI ÜZERİNDEKİ DİKİŞ İZİ DURUYOR HALA. HATIRLADIN MI VERDİĞİN İLK ACIYI?

Seni mi anlatayım şimdi beni mi? Bizden sonrakiler yokken senle ben vardık. Birlikte gittik okula. Ergen halimiz babamın iflasıyla geçti. Aniden dipsiz bir yoksulluğa düşmüştük. Sen içine kapadın, ben penceremi açtım. Sen İbrahim Tatlıses dinledin, ben ilahi söyledim. Doğduk ve ayrıldık aslında. Sen içine döndün ben dışıma. Üniversite sınava sonuçlarımızın geldiği gün vardı ya; ben, “barajı geçmişim” çığlığını atarken bahçede, sen merdivene çökmüş “bunu da geçememişim” deyip cebine kim bilir kaçıncı hüsranını atıyordun. Anlamamıştım.

SENİ Mİ ANLATIYORUM BENİ Mİ?

Sen evimizin ilk göz ağrısıydın, ben neydim bilmiyorum, hala da bilmiyorum. Ortanca olmak bu olsa gerek. Sıfatsızdım üstüne bir de kız çocuğu. Hala ismim neden Bilge bilmiyorum mesela. Her ismin hikâyesi var ya ondan dedim işte. Laf olsun diye.
İŞTE BURADAN SONRA SENİ Mİ ANLATAYIM BENİ Mİ?
Rizeli bir kız sevmiştin. Ne güzel sevmiştin. Ne güzel evlenmiştin sonra. Bu arada unutmadan; kızın okula başladı bu sene. Oğlun aynı sen. Birden büyüdü. O sabah, herhangi bir sabah, hangi sabah hatırlamıyorum, babamın sesi seni söylüyordu bana. Harf harf senin gidişin çınlıyordu. Beyni nasıl kanar insanın, kanar mı beyni insanın? diye diye dolandım odadan odaya. O sabah her ses çığlık çığlık yüzün oldu. Her görüntü “yok lan!” deyişinle uzadı gitti.

BU BİR BOŞLUK BU BİR SANCI AMA TARİFİ YOK ÖLÇEĞİ YOK.

Çok uzaktık be sana. Memleketin taa bir ucu. Gel gel bitmedi o yol ya da git git. Annem elindeki teşbihi yutarken babam taş çiğniyordu. Ben ne yapıyordum o sırada? Hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey yüzün. Sonra evin. Bize garip gelen resimlerin, ahşap oymaların, kül tablaların, sanat kitapların, objelerin, şövalen, en son yaptığın deri çantan ve gitarın. Sabah erken uyanıp çay demlemen.

“İNSAN BURADA ÖLÜR MÜ LAN?” DİYE DİYE İNLEDİĞİM ZİGANA GEÇİDİ, MAÇKA VE RİZE YAMAÇLARI. İNSAN HER YERDE ÖLÜRMÜŞ MEĞER.

Mavi kanatlı bir uçurtma oldun birden. Hep sessizce Hüseynik söylerdin. “Böyle canlar teneşire yakışmaz” diyemezdin. Dedin de aslında, o an güldün oğluna. Fırçadaki her renk bir ses oldu. Her çizgi “bilmem bu feleğin bana çevri ne” diye bas bas bağırdı. Her kalem içini döktü ağladı güldü sustu da duyalmadı. Altı ay önce bugün birden başın ağrıdı. Ensenden. Konuşamadın düştün. Düşmedin öldün. BENİ KÖR KUYULARDA MERDİVENSİZ, DENİZLER ORTASINDA YELKENSİZ BIRAKANIM OLDUN.

Kızın diyordum okula başladı. “Babam öldü ya Bilge hala” diye cümleye başladığında neresinden tutacağımı şaşırdığım bir dünyanın eşiğine yığılıyorum. Her gece balkonda seninle karşılıklı oturup çay içtiğini hayal ederek uykusuz kalan yengemi gördükçe yeryüzünün gözü kararıp başı dönüyor, toprak kusuyor. Afet oluyor her yer.
BU SON OLSUN DEDİĞİMİZ ACILAR RUTİNDİR. Allah bir daha böyle acı yaşamasınlar hikâyedir. Ama sen ikimizdin. Benden önce gelen e giden. Babamın cam vazosuydun. Oğlunu kaybetmiş bir babanın, bir dergideki “bir oğul kaybettim bin oğul kazındım” sözünün altına “hiç bin oğul bir oğul etmez” diye yazan bir babanın oğluydun.
Yanına geldim bugün. Annem Yasin oku dedi. Ama sen Kitaro istedin. Çay bahçelerinin ortasında senden açan çiçeklerinle birlikte “Silk Road” dinledik. “Nasıl oralar?” dedim. Sustun. “KEŞKE” DEDİM PARMAĞIM KOPSAYDI O GÜN; ŞİMDİ SUSMASAYDIN.

İzdiham Dergisi, Sayı:32, Yazan:Bilge Çipe

HÜSEYNİK

Hüseynik'ten Çıktım Şeher Yoluna
Can Ağrısı Tesir Etti Koluma
Yaradanım Merhamet Et Kuluna

Yazık Oldu Yazık Şu Genç Ömrüme
Bilmem Şu Feleğin Bana Kastı Ne

Telgırafın Direkleri Sayılmaz
Ati Hanım Baygın Düşmüş Ayılmaz
Böyle Canlar Teneşire Konulmaz

Yazık Oldu Yazık Şu Genç Ömrüme
Bilmem Şu Feleğin Bana Kastı Ne

Lütfü Gelsin Telgırafın Başına
Bir Tel Versin Musul'da Kardaşıma
Bu Gençlikte Neler Geldi Başıma

Yazık Oldu Yazık Şu Genç Ömrüme
Bilmem Şu Feleğin Bana Kastı Ne

Elazığ-Hafız Osman Öge