4/10
·160 syf.··
2025 2. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2025 11:21
Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek’in Tanrıya ve İnsana dair kitabı okumaya başlamadan önce sosyoloji ve din üzerine derinlemesine bilginiz olmasını zorunlu kılıyor. Kitap içerisindeki birçok kavramın anlamını bilmeden kitabı okuman boşa kürek çekmeye benziyor. Bende bu kitabı okurken yavaş ve kavramların anlamlarını öğrenmeden ilerlemenin doğru olmayacağını düşündüğüm için, sık sık kavramları öğrenmeye çalıştım. Kitap Zygmunt Bauman ile Stanislaw Obirek’in karşılıklı diyaloğu şeklinde geçmektedir. Diyalog din, dinin özgürlük üzerinde etkisi, toplumların değişen din anlayışı, ahlak, etik değerler, farklılıkların kabulü gibi konuların üzerinde durmaktadır. Bir sosyolog olan Zygmunt Bauman modernitenin bireyin özgürlüğü üzerine getirdiği baskı üzerinde dururken, Teolog Stanislaw Obirek ise birey, toplum – din ilişkisi üzerinde durmuştur. Ana tema belirsizlik üzerine kurulmuş bireylerin ve toplumların belirsizliği üzerine eleştirel bir bakış açısı vardır. Obirek dinin bireye rehberlik edebileceğini savunuyor Bauman ise özgürlük üzerine durmuş ve birey üzerinde özgürlüğün güvenlik kaygısını arttırabileceğini savunuyor. Kitaptan yaptığım diğer bir çıkarım ise Bauman Prometeus, (Yunan mitolojisinde Titanlar sorundan gelen ve insanlığa ateşi kazandıran bir figürdür. Adı “Önceden gören” anlamına gelir Mitolojiye göre, Prometeus insanları çamurdan yaratmış ve onlara bilgi, teknoloji ve uygarlık getirmiştir.) tanrıların sırlarını çalmış ve bunları insanlığa ifşa etmiştir. Böylelikle Tanrının gizemliliği ortadan kalkmıştır. Bauman kitabın bir çok yerinde tanrının varlığını yok saymasa da onun bir çok özelliğini insana yüklemeye çalışmıştır. “Tanrı insanların yetersizliğidir” sözü ile Bauman insanların eksikliklerini Tanrının kapattığını vurgulayarak Tanrı’nın varlığını kabul etmiş gibi görünmektedir. Kitabın bir başka bölümünde Teolog olan Obirek şunu vurgulamış; Bilhassa okul çağındaki çocuklarla üniversite öğrencileri arasında büyüyen bir küskünlük halini gözlemleyebiliyoruz. Bu çocuklar ve gençler okullarda sözde “dini eğitime” yahut kesin bir ifadeyle Katolik ilmihalin ikna edici olmayan bir telkinine maruz kalmışlardır” sözleriyle günümüz gerçeklerinden bir tanesini gözler önüne sermiştir. Bizim ülkemizde de yaşanan bu sorunun en büyük sebebi bir insana bir şeyi zorla empoze etmeye çalışmanın ters tepebileceğini görmek gerekiyor. Bu da günden güne dinin toplumlarımızdan uzaklaşmasına sebep oluyor. Burada şu noktadan ilerlemek isterim dünya üzerin de tarih boyunca bir çok dinin kalınlarıyla karşılaşıyoruz. Bu da insan oğlunun bir şeye tapma ihtiyacını gerekli kılmış. Belki de bu içinde yaşadığımız evrenin gizemli olmasından kaynaklanıyor. Hala insan oğlu bu gizemi çözmeye çalışsa da sanki daha önümüzde kat edecek çok yol varmış gibi geliyor. Konumuza geri dönersek insanın kendini bir dine inanmaya muhtaç hissetmesi aslında psikolojik olarak bu gizemi çözememesi ve sonrasında ne olacak korkusu olabilir. Bauman’da kitap genelinde bu düşünce üzerinden ilerlemeye çalışmış. Sonuç olarak baktığımız zaman kitap Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek’in karşılıklı konuşması şeklinde geçiyor. Konuşmanın içeriğinde bireylerin ve toplumların din ile ilişkisine yer verilmiştir. Kitap çok yoğun bir anlatımı var en başta belirttiğim üzere sosyoloji ve teoloji üzerine kavram bilginiz eksikse kitabı okuman zorlaşıyor.
Tanrı'ya ve İnsana DairZygmunt Bauman · Ayrıntı Yayınları · 2018181 okunma
·
52 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.