Bir Hayatın İncelikli Seyri Üzerine,
Bazı kitaplar, sessiz bir yağmur gibi iner insanın ruhuna. Ceyda'nın hikâyesi de öyle... Bir ömür feryadının sarsıcı yankısı...
"Dam üstümüze damlarken..." Şu üç kelime koca bir çocukluk gençlik dönemini anlatmaya yeter mi? Yetmiş. Bir fincanın dibinde kalan telvede gizli nice ömürler gibi...
Dedemin Fincanında kelimeler bağrında bir güneş taşıyan minik çiğ taneleri misali ömür dolusu duyguyu barındırmakta.
Kimi zaman argo ifadelerle karşılaşıyor okuyucu. Başta bir şaşkınlığa sebep oluyor belki; ama sahnelerin tiyatral kurgusunda, bu ifadeler de yerini buluyor. Öyle değil midir çift maskeli sanatın sahnesinden yansıyanlar. Ve tiyatro, en çok da bir ayna değil midir siz ne iseniz onu gösteren.
İşte Ceyda'nın hikâyesi de böyle bir aynaya dönüşüyor. Bazen kahkahalara boğuluyoruz, bazen gözlerimiz doluyor; ama çoğu zaman, düşüncelerimizin derin kuytularında kayboluyoruz.
Ceyda, bazen gülümseten, bazen yüreği ince bir hüzne boyayan anlatımıyla, okuyucuyu kendi hayatının kıyısında yürütmüyor sadece; onu bizzat yaşamaya davet ediyor.Ceyda’nın gözlerinden süzülen dünya, her okuyucuya kendi yankısını fısıldıyor.
Bu roman yalnızca bir hayat hikâyesi değil;
coğrafyasız, zamansız bir kadınlık ağıtı;
yürekten yükselen bir iç ses.
Satırlar arasında gezinirken, aile danışmanı Nesrin Hanım'ın zarif ve bilgece değerlendirmeleri
Ceyda'nın trajikomik anlatımıyla öylesine zarifçe örülmüş ki, bir öğretiden çok, bir yol arkadaşlığına dönüşüyor.
Ve sürpriz sonları sevenler için ibretli bir tavsiye, bütünüyle değerlendirildiğinde eşsiz bir hazine.
Teşekkürler sevgili Nesrin Mine Karaca, bize kelimelerden örülü bir ömrün ılık nefesini sunduğunuz için.
Yeni eserlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum. Kaleminiz daim olsun.