Bir insana yazılan mektuplar, aslında kendine mi yazılmış olur?
Sevgi, uzakta olana duyulan özlemle mi derinleşir, yoksa yan yana olmadan anlamını mı yitirir?
Bir mektubun gerçek muhatabı, adresteki kişi midir, yoksa yazan kişinin iç sesi mi?
Aşk, bir paylaşım mıdır yoksa içsel bir yalnızlık biçimi mi?
İfade edilemeyen duygular yazıyla özgürleşir mi, yoksa kalıplara hapsolur mu?
Bir başkasına duyulan özlem, kişinin kendi eksikliğini mi yansıtır?
Birine ulaşamamak, onu daha gerçek kılar mı yoksa bir hayale mi dönüştürür?
Yazmak, zamanı dondurmak mıdır yoksa geçiciliği kabullenmenin bir yolu mu?
İç dünyamızı bir başkasına açmak, bizi özgürleştirir mi yoksa savunmasız mı kılar?
İnsan, bir başkasına yazarken ne kadar kendisi kalabilir?
Bir insanın yokluğunda hissettiklerimiz, onun gerçekliğiyle ne kadar örtüşür?
Yazıyla kurulan bağ, fiziksel yakınlıktan daha kalıcı olabilir mi?