Gönderi

Behice Boran
Puan vermedi·144 syf.··
2025 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2025 00:00
Behice boran sosyalizm mücadelesi vermiş, TİP başkanlığı yapmış, hapiste yatmış, en son yurt dışına kaçmış ve orda vefat etmiştir. Kendisi sosyoloji üzerine eğitim almış ABD'de eğitim esnasında Karl Max'ın düşünceleri ile tanışmış ve zamanla komünist düşünceyi savunmaya başlamıştır. Röportaj tarzı olduğu için behice boranın yaşadıklarını ve düşüncelerini Uğur Mumcu sorarak yazıya geçirmiştir. Düşünceleri incelendiği zaman çelişkiler, bakış ve mantık hataları çok net şekilde kitap boyunca insanın gözüne batmaktadır. Bazılarını burada yazacağım. Sayfa 46 ikinci paragraf Ne var ki ilanından sonraki gelişmeler devrimin demokratikliğinin bununla sınırlı kaldığını gösterdi( kurtuluş savaşı). İşçi, emekçi halk kitleleri, aydınlar, düşün ve sanat yaşamı, tam ve sert baskı altında tutuldu. Öncelikle bir işçi sınıfında söz edilemez çünkü 1923 yılında nerdeyse sıfır fabrika vardı. Emekçi halk kitleleri ise toplumun nerdeyse tamamıdır fakat bu kitleler yüzyılların getirmiş olduğu biat kültürü neticesinde zaten hiçbir istekte bulunacak bir durumda maalesef değillerdir. Düşün hayatı ise zaten sayısı bir avuç olan aydınların okur yazarların içerisinde padişah yanlıları, manda seviciler, şeriat isteyenler, bölünme isteyenler... gibi bir çok zararlı gruplarda olduğu için yeni cumhuriyetin savaştan çıkmış yanmış yıkılmış aç ve yoksul bir çok insanını savaşlarda kaybetmiş hastalıkların kol gezdiği bir ortamda kendini devam ettirebilmesi açısından bir zorurunluluktu. Bu iddiayı ortaya atmak için bir insan ya durumdan bihaber olmalı kör cahil olmalı(behice boran öyle değil) ya da yalancı ve ahlaksız olmalı. Yine paragrafın devamında Türkiye batı demokrasileri türünde bir demokratik rejime bilinçli olarak sokulmadı. Böyle bir sözü 23-38 arasındaki dönem için diyor. Çok partili hayata geçiş denemelerinden de haberi olmama ihtimali yok o dönem öğrenci zaten. Avrupa da ki demokrasiler demiş bu dönemde Avrupada demokrasi zaten kayboluyor; İtalya musollini-almanya hitler- ispanya franco- sscb stalin. Avrupada her yerde totaliter antidemokratik faist rejimler yükselirken cumhuriyeti böyle suçlamak onursuzca bir davranış. Sayfa 48 Uğur Mumcu'nun sorusuna verdiği cevapta: Cumhuriyet döneminde ta başında beri hep yoksulluk ve devlet baskısı altında kalmış köylü, kentli, işçi emekçi kitleler.... diye devam eden bir düşüncesini söylüyor. Bunu bir inceleyelim; cumhuriyet döneminde baskı altında kaldığı dediği köylüden öşür vergisi 1925 yılında devletin en büyük gelir kaynağı olan vergi olmasına rağmen kaldırılarak köylünün az da olsa rahatlaması amaçlanmıştır. Bu cümlenin tamamına baktığımızda burda sanki cumhuriyetin insanları sömürdüğü gibi saçma sapan bir zırvalama yapıyor. Cumhuriyet ile anadolu insanı yüzyıllardır kul olma sisteminde kurtulup insan olmanın hakları olmanın farkına varmaya başlıyor. 10 yıldır verilen savaşa rağmen devlet en önemli gelir kaynağından vazgeçiyor devletin, vatandaşın fakir olması sanki Cumhuriyet sömürüsünün(!) Yüzünden olmuş gibi ahlaksızca bir itamda bulunuyor. Kitap boyunca benzeri çelişkiler ve zırvaların olduğun bir çok paragrafını not aldım fakat hepsini buraya yazmayacağım.
Bir Uzun YürüyüşUğur Mumcu · Tekin Yayınevi · 1995160 okunma
·
101 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.