Bazı hikâyeler vardır, ilk sayfada burnunuza toprak kokusu gelir; bazılarıysa sessiz bir iç geçiriş gibi, hiç beklemediğiniz yerden kalbinize dokunur. Kirazlar tam da öyle bir öykü. Reşat Nuri Güntekin, bu kısa ama derin hikâyede, insanların diline düşen dedikoduların ardında saklı kalan sessizlikleri anlatıyor.
Ben okurken hem biraz utandım, hem düşündüm. İnsan bazen neye bakıyor da neyi göremiyor, değil mi? Zaten Reşat Nuri'nin kalemi hep zarif bir terbiye öğretmenidir bana göre. Kırmadan, dökmeden, hafifçe omzuna dokunur okurun: "Bak, belki de mesele sandığın gibi değildir," der.
Kirazların ne zaman olgunlaştığı bellidir de, insan yargılarının hangi mevsimde döküleceği belli olmaz. Bu hikâye o yüzden sadece bir mahalleye değil, içimize de ayna tutuyor. Kısa ama iz bırakıcı bir okuma arayanlara kesinlikle tavsiyemdir.