Puan vermedi·140 syf.··
2025 78. kitabı
Sol eğilimde her şeyin temelini oluşturur diyebileceğimiz bir cümle vardır; "Eleştiri ve Özeleştri." Buna göre özeleştiri ile kendini değiştirmeye başlar, eleştiri ile de çevresini ve toplumu değiştirirsin. Ama bunda bir sıra var mıdır? Hangisi ile başlamalıyım. Özeleştiri mi, eleştiri mi önce gelmeli? Zira eleştiri yapmaya başlamadan önce gördüğün aksaklıklar seni öncelikle içten eleştiriye götürse de, yaptığın ilk şey eleştiri olacaktır ve bu aksaklıkları düzeltebilmek için de donanımlı bir hale gelmek isteyeceksindir. Bu da seni özeleştiri yapmaya götürecektir. Birini uygulamayı düşünmeye başlamadan önce diğeri ortaya çıkmıyor ki birbirleri ile olan bağlantıları onları bir bütün haline getiriyor. Salpa kitabındaki Mehmet Salpa da burada ortaya çıkıyor. Buna yazarın adlandırmasıyla; 1. Salpa Kurtuluş Savaşı da diyerek Salpa'nın toplumsal aksaklıklar karşısındaki içsel devrimini göreceğiz kitapta. İnsanın doğuştan başında bekleyen ya da o daha doğmadan önce var olan ve doğduktan sonra yavaş yavaş farkına vardığı iki belası vardır. Biri gözünü açtığı anda; öğrendiği, öğretilenler, gördükleri, duydukları, yaşadıkları, hissettikleri, inandığı, inanmak zorunda bırakılanlar...yani kurumlaşmış, kabul edilmiş, sözlü ya da sözsüz yasa halin getirilmiş her şey. Toplumun devamını sağlamak için hem kendi aralarında hem de kurumlarca desteklenen, görmezden gelinen, kabul edilen; çirkinlikler, pislikler, aldatmacalar, dayaklar, kötekler, cinayetler, tecavüzler her iğrenç şey karşısında, -aslında karşısında denemez buna çünkü her birey, yaşanılan her şey karşısında en azından içsel bir tavır sergileyemiyor maalesef- aldığımız tavır da ikinci belamız. Salpa bu ikisini birçok birey gibi acısını tada tada yaşayan biri. Buna veremediği anlam karşısında da afallayan biri Salpa. Karşılaştığı ilk anlamsızlık aşk ile başlıyor Salpa'da. Bir insanın bir insanla arkadaş olmasına, olmak istemesine, olabilirliğine verilen tepki karşında ne yapayacağını bilemeyen Salpa'nın yediği ilk dayak oluyor yaşamında ve henüz genç yaşta tadıyor bunu. Köy yaşamından şehir yaşamına karışan birçok insanın yaşadığı ilk zorluklar gibi Salpa da bu zorlukları metropol yaşamında tadıyor. İlk nefreti de böyle başlıyor. Kurum nefreti onunkisi. Anayasada onlarca maddede düzenlenen insanın yaşama hakkına, gelişigüzel kılıflar uyduran ya da bu maddeleri de kanunları da hiçe sayan kamu çalışanlarının keyfi hareketine ağzını açamadan, bakmakla ya da kitaptaki anlatımla gidersek inleyerek, acı çığlıkları atarak karşılık veriyor. Gücü elinde bulunduranın canı ne isterse yapabilme özgürlüğüne sahip olduğunu sanması yani Salpa'nın başına gelenler toplumun sessizliği ile sağlanıyor. Salpa' yaşam koşullarını devam ettirebilmenin yanında kendi devrimin, yapmaya başlıyor kitap boyunca. Zaten Salpa kitabı, Mehmet Salpa'nın yaşam öyküsü değil ya da Mehmet Salpa ile köyden şehre gidince bakın nasıl değişecek her şey değil; zorluklardan refaha çıkacak ya da zorluklardan yine zorluklara, daha derine inecek veya refahtan dara düşecek bir yaşam öyküsü değil. Salpa, toplumun, kurumları ile beraber çürümüşlüğünü anlatırken, tüm bunlara boyun eğmek zorunda kalan bir insanın kendi devrimini başlatıp, toplumsal devrime doğru giden yolunu anlatıyor. Hem de tüm çirkinlikleriyle. Kelimelere döküyor bunu Yılmaz Güney. En kaba küfürleriyle, hakaretleriyle bireyi de kurum çalışanlarını da. Salpa kendi bilincinde karşı bir bilinç oluşturarak yaşama mücadelesini ötelere götürüyor. Kitap boyunca Salpa'nın yaşamından çok düzenin işleyişini, bunun hakkında insanları, kavramları, amaçları sorularla anlamaya çalışmayı işleyen yazar da önemli bir konuyu, binlerce yıldır dile gelen ama mevcut ideolojik düzenin karşısında sürekli ezilen bir konuyu tekrar gösteriyor. Yaşam kutsaldır. Müdahale hakkı kimseye verilmemiştir. Özgür düşünebilmek, yaşayabilmek her insanın en temel hakkıdır.
Kitap Simyacıları
SalpaYılmaz Güney · Güney Yayınları · 1975699 okunma
·
98 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.