·264 syf.····Okunma: 12 Mayıs 2025 17:42 #Okudum
#KitapYorum
#MinikIsırıklıİncir
#KemalŞükrüSevindik
#KDYYayıncılık
#Roman
#263sayfa
#ruhumunaynasiileokuyoruz
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere KDY Yayınları'ndan çıkan, Kemal Şükrü Sevindik'e ait, "MİNİK ISIRIKLI İNCİR" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım.
Bir öğretmenin kaleminden duygularının hasadını okuyacaksınız. Belki de ömrünün en açıktan koyuya doğu giden mavisinde kâh derinlere, kâh kıyıda asude bir yere süzüleceksiniz. Her durakta yükünüz artacak, bir limanda boşaltacak, sonra yeniden...
Bazı kitaplar bitmez. İstesenizde bu mümkün değildir. Bir kere aklınız, ruhunuz, kalbiniz iflah olmaz. Denilenler, yazılanlar, fikirler, hisler yakın komşudur, fakat bir kez bile hoş geldine gidilmemiştir. Yabancı bir o kadar aileden. Düşünür durursunuz. Kavuşulamayan sevgiliye özlem duyan yanınız ateş gibi yanar. Bir damla suya hasret serçe bakışıdır o son bakış çoğu zaman. Sayfalar parmaklarınızda bir canlının teni gibidir unutulmaz eserlerde. Zaman durur, en sevdiğiniz koku burnunuzda tüter. Sessizliğin sesi kalbinizin duvarlarına çarpar, binlerce haykırışla uyanır beyniniz. Buruşmuş, pileli yalnızlıklar gölge eder, esir alır tüm bildiklerinizi. Yavan kelime dükkânı kumbarası zekânız çelimsiz, boy vermiş ama ilk ayazda çiçeklerini dökecekmiş gibi durur. Can suyu verilmemiştir çünkü. İşte "MİNİK ISIRIKLI İNCİR" kitabı size insanlığınızı, emeği, sevgiyi, aşkı, beklemeyi, cesareti, korkaklığın sonbahar yaprağını, aileyi, öğretmenliğin kutsallığını, anneyi, kadını, bağışlamayı, adaleti, aidiyeti, esareti, ölümü, merhameti, vefayı, insanlık elbisesinin moda olduğu günleri hatırlatıyor. Anlayacağınız o can suyunu fazlasıyla köklerimize döküyor. Herkes payına düşeni fazlasıyla vicdan yastığının altına gizlice saklayacak. Kendisiyle hesaplaşacak, yüksek egolu topuklu ayakkabılarını rafa kaldırma zamanının geldiğini anlayacak.
Efendim, çok sevgili okur: Hassas, nazik dönemeçlerden geçeceğiniz bu roman çok özel. Sanki bir kitap içinde binlerce kitap var. "MİNİK ISIRIKLI İNCİR" biz olmayı, birlik olmayı, eşitliği, hakkı, emeğin adilce bölüşümünü, mananın maddeden üstün oluşunu, dinin insan olma sanatı üzerindeki yapı taşını, dürüstlüğü, insan psikolojisini, felsefi açılımlar, paranın amaç değil araç oluşunu, dürüstlük ve yalnızlığın keskin çizgilerini bir sanatkâr ustalığıyla okurun kalbine ince bir nakış gibi işliyor.
Romanı daha iy anlamanız adına sevgili yazarımız kalbinizin kapısına şu sözleri bırakıyor :
"Paylaşılmamış bir şeyim var mı benim acaba? Evet, gerçekten paylaşılmamış, paylaşmadığım, sömürülmemiş, çalınmamış, istismara uğramamış, el sürülmemiş, el uzatılmamış bir şeyim var mı benim?
Emeğim, ekmeğim, toprağım, kabiliyetim bilgim, kalemim, sazım, sözüm... Kaç kişi talan etti emeğimi? Kaç kişi çaldı ekmeğimi? Kaç kişi sömürdü kalemimi? Kaç kişi çöktü sözüme?
Oysa benim sofram çıkındadır ve çıkın her daim sırtımda. Paylaşmak için sofra kadar düzlük bulmam yeterli.. "
Şimdi biraz konu sokağına doğru ilerliyelim:
Kitabımızın kahramanı Ali Rıza.
Nergis Hanım ise annesidir. Okumasını bir iş sahibi olmasını çok ister. Sonrasında, yatılı öğretmen lisesi’nde çok iyi bir öğrencidir artık. En az annesi kadar kıymetli Muttalip öğretmen hayatında büyük önem taşır. Okul bitince öğretmen olup Ege’de bir kasabaya atanır. Burada öğretmen olarak çok sevilse de yazdığı öyküler yüzünden soruşturma geçirir ve Doğu’ya sürgün edilir. Zira hak, adalet, devlet temalı yazılar başına iş açar. Örgüt lideri yaftasıyla adı çıkar. Ali Rıza daha çok yazar. Sonunda ünlü, zengin ve tanınmış bir yazar olur. Tabi tüm yaşananlar ve ters köşe bir son sizi şaşırtacak, heyecanlandıracak. Film tadında bir yolculuğun içinde bulacaksınız kendinizi...
Kitap kapağındaki incir metaforu çok yerde karşınıza çıkıyor. Çocukluğundaki incir ağacı, Ege'de ilk kurduğu evin bahçesindeki incir ağacı, annesiyle altında oturduğu, son minik ısırıklı lokması...Bilgelik dolu bu roman; “İyi” ve “kötü” bilgisini barındıran incir ağacını hatırlatıyor. Güney Doğu Asya’da ölümsüzlüğün sembolü; “temiz bir ahlâkın yol göstericisi” olarak da anılıyor. Burada ölümsüzlük derken uzun bir yaşam kast edilmiyor; anlamlı geçen bir yaşamdan bahsediliyor. İşte tam da roman özünü, bir arı işçiliğinde okura bu tanımlama ile sunuyor.
İnsanlar birbirlerini de bir eşya ya da terim gibi tanımlamak istiyorlardı. "İnsan" olmak yetmiyordu, bir etiket ya da yaftanızın da olması gerekiyordu. İlke ve değerlerin egemen olmayıp şekil ve ritüel üzerine yükselmiş bir dünyada anlaşmak için fikir değil kimlik gerekiyordu. Kimsin? Necisin? Kimsiz necisiz olmak zordu. Evet, "insan" olmak zordu, insan kalabilmek ondan da. (s. 231)
"Yanmış bir yüreğin, ruh sızısına karışan gözyaşının ve bir de hakikatın ilham perisine ihtiyacı yoktur." (s. 239)