Bu kitabı okurken en çok fark ettiğim şey şu oldu: İnsan, doğayı anlamadığında ya korkuyor ya da küçümsemeye başlıyor. Hayvanlar Aleminden Uygunsuz Gerçekler, bize aslında ne kadar kolay etiketlediğimizi, sadece bizim duyularımızın dışında kalan şeyleri nasıl hemen tehlikeli ya da kötü ilan ettiğimizi gösteriyor. Mesela yarasalar… Sırf geceleri uçtukları ve çıkardıkları sesleri biz duyamadığımız için yıllarca karanlıkla, cadılarla anılmışlar. Hatta birkaç yarasa evine girdi diye yakılarak öldürülen bir kadın bile var tarihte. Akbabalar gökyüzünde döndükleri için ölümün habercisi sayılmış ama aslında sadece iyi koku alıyorlarmış. Tembel hayvanlar ise sadece yavaşlar diye “günahın vücut bulmuş hâli” ilan edilmişler. Halbuki ne kimseye zararları var ne de bir beklentileri. Bu kitap bana şunu düşündürdü: Belki de doğa bize derslerini en çok, bizden farklı olan hayvanlar aracılığıyla vermeye çalışıyor. Ama anlamak için önce durmak, izlemek, dinlemek gerekiyor. Bunu yapmadığımız sürece, hem doğayı hem kendimizi eksik anlayacağız gibi hissediyorum.