·139 syf.····Okunma: 13 Mayıs 2025 00:00 Orhan Kemal'in "Sarhoşlar"ı Üzerine:
Bazı kitaplar vardır, sayfalarını çevirdikçe bir roman değil, bir mahalle geziyormuş gibi hissedersiniz. Meyhane köşelerinde iç çekişleri, dar sokaklarda umut kırıntılarını, rutubetli duvarlarda kuruyan düşleri görürsünüz. İşte Sarhoşlar, tam da böyle bir kitaptır. Orhan Kemal’in kaleminden çıkan bu öykü kitabı, hayattan alınmış değil, hayatın ta kendisidir.
Orhan Kemal, büyük olayları değil, küçük insanların büyük dertlerini anlatır. Onun karakterleri gazete manşetlerine çıkmaz, çıkamaz; ama bir meyhanenin loşluğunda, bir çocuk ayakkabısının yırtık ucunda, bir annenin sessiz ağlayışında büyürler. Sarhoşların dünyasında herkes biraz yorgundur, ama bu yorgunlukta bile yaşamakta ısrar eden bir inat vardır. Yazar, kahramanlarını süslemeye çalışmaz. Onlar nasılsa öyle yaşarlar: eksik, kırık, ama sahici.
Kitabın adını taşıyan öyküde, sarhoşluk yalnızca içkinin getirdiği bir sersemlik değil, hayatın getirdiği bir sersemlemedir. Orhan Kemal’in sarhoşları, düşkünlükten çok düşürülmüşlüğün içindedir. Bir meyhane masasında edilen birkaç laf, bir anlık dostluk sıcaklığı, bir bardak rakının başında kurulan dost hayaller... Yoksulluğun içinde bile bir nevi asaleti taşır bu insanlar. Düşerken bile kimseye çarpmazlar, kimsenin alanına sarkmazlar. Sessizce kaybolurlar karanlığın içinde.
Öykülerde zaman hep geç kalmış gibidir. Hep bir şeyler kaçırılmış, bir yerden dönülememiş, bir söz söylenememiştir. Ama belki de güzelliği de buradadır bu hikâyelerin: hayat, her zaman tamamlanmaz; bazen eksik kalması onun en hakiki hâlidir. Orhan Kemal, eksik olanı anlatırken tamamlayıcı olur. Biz okurlar, boşlukları kendi yüreğimizle doldururuz.
Ve dil... Yazarın dili ne süslüdür ne de kuru. Sade ama içli bir Türkçeyle konuşur. Bir işçinin sırtından damlayan ter gibi doğrudan, bir çocuğun yüzündeki kırık tebessüm gibi içtendir. Okurken süslü cümleler aramazsınız; çünkü anlatılanlar zaten çıplak gerçeğin içindedir. Gerçek süs istemez.
Sarhoşlar, büyük bir edebi gösteri değildir. Ama işte tam da bu yüzden, sahiciliğiyle çarpar insanı. O öykülerde herkesin az çok tanıdığı bir sima, bir ses, bir koku vardır. Kimi zaman kendi çocukluğumuzu, kimi zaman komşunun o suskun oğlunu, kimi zaman bir otobüs durağında dalıp giden o adamı buluruz.
Orhan Kemal bize hayatın kenarında yaşayanların aslında merkezde olduğunu gösterir. Çünkü insanı anlatan edebiyat, en çok da unutulmuşları hatırladığı zaman gerçek olur.