·250 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Nisan 2025 17:15 ֍Deneysel bir kitap okudum ve anlamayı denedim hatta amaç ve sonuç düşünmektense sürecin -nasıl da böyle bir şey yapılabilirmişin ve yapılmış olanın cümleler dizisinde- tadını çıkardım. Çünkü bu tarz deneysel kitaplarda neyin denenmek istendiğinin peşinde koşmak zihnimize ve çağrışımsallığımıza egzersiz fırsatı sağlıyor. Emin değilim daha önce bu yoldan giden, gidip de dönen oldu mu?.. :) Literatürde yeri var: deneysel şiir, öykü, roman... Fakat yazma yeteneğinin analizi ile örülmüş öykülerden oluşan bir kitaba denk gelmedim. Yazma edimini yapan kişinin o edimi tasarlayış serüveni hakkında bir nevi yüzleşme de sayılabilecek bu deneysel tür ile yazmaya devam etme isteği konusunda risk alındığı da aşikar.
֍Kitap ilk bakışta işte bir yazar ve mutfağı dedirtiyor.
Kitap kapağını çevirince karşılaştığımız "Yazan Hakkında" biyografi başlığı şaşırtıcı. Kurgularındaki karakterleri, okurları ona "yazar" derken MOY kendini "yazan" olarak görüyor. Bu detay bile kitabın adı ve içeriği hakkında bir ipucu olabilir. İpin ucunu yakalayınca ipi çekmeye devam edersek MOY derken hem kitabın isminin tamlamasındaki kelimelerin hem de yazarın isimlerinin baş harflerinin bu kısaltmayı oluşturması, yazar olmak ve yazma evreni kurmak hâllerine şahitlik okuması diyebilirim.
֍Yazan; bu öyküleri yazarken nelerden beslenmiş, neler hayal etmiş, biriktirip kendi sesine dönüştürürken düşüncesinin alı al moru mor renklerine boyarken hayatının kaç güzel anını mahvetmiş -tersi de mümkün- bir o kadar da kaç sıkıcı anını anlamlandırmış, uykularla insanlarla huzurla ve rahatıyla arasını bozmaktan nasıl da çekinmemiş? İşte kıynaşık duran kapıyı itip belki görmemeniz, bilmemeniz gereken bir alana dahil oluyorsunuz. Bu şahitlik sadece bu kitap nezdinde değil belki birçok kitap ve yazar için zihninizde bir konuşma başlatıyor: Öyle miymiş?
֍Altı ana bölüm ve bölüm altı öykü başlıkları isimlendirmesiyle de farklı bulunabilecek bu yüzden biraz da burada düşünmek için durup oyalanılarak içinden çıkamadığımız bir "İçindekiler" tadımıyla başlayıp, bölüm ve paragraf özelinde nefis kokular ile iştahlanıp tadına bakarken — ımm... ne şimdi bu, daha önce denediğim neye benziyor, sevdim mi sorgulamalarıyla yazılanları zihin dişlerimizle çiğneyip edebî damak hafızamızla irdelemeye dalıyoruz. Okurun masasına gelen bu yazı çeşnisinin üretildiği mutfaksa tüm izleri, karışıklığı, mücadelesi ile bize sunuluyor. Yazanın yaşama bakış açısını öykü türü tarifinde bir emek ürününe dönüştürmesine ve bu uğurda yorucu talimlere zemin olmuş temsilî bir mutfak olarak hayal ettiğim bu yazma evreni zihnimdeki plağa iğneyi yerleştirip Verdi'nin "libiamo nelieti calici" çalmıyor da değil. :)
֍Merceği yaklaştırıp içeriğin detaylarına bakılırsa kitap, bir yazarın eski bir deyişle bir muharririn yazma serüvenini analiz yeteneği hakkında bir mülahazat. Otopsi nedir ve niçin yapılır bilirsiniz. Yazan, neden yazma sürecinde ve sonrasında olup bitenin analiz edilmesine otopsi yeteneği demeyi tercih etmiş olabilir diye düşündüm. Kâtil-maktûl ilişkisi kokusu geliyor kitaba verilmiş bu isimden. Gizemli bir cinayet diyemesem de şüpheli bir ölüm var her kalem oynatmada. Kalem bir evren kuruyor o evrene kişi tohumu ekiyor... Her canlı doğar ve ölür; yazma evreninde de var olana anlatı bitince neler oluyor? Ölüyorlar mı sahiden ya da kalemin durduğu yerde donuyorlar mı?
֍Bir anlatıda kelimeler, cümleler dizisiyle ete kemiğe bürünen kişiler, anlatının sonunda bırakıldığı yerde kalamıyor; oyun bitince kutuya kaldırılan, kapağı yüzüne kapatılan satranç taşları gibi oyun başlayana kadar o alanda bekliyor gibi düşünülse de hem yazanın hem okuyanın zehirlendiği bir etkileşim ile artık bizim çağrışımsallığımızla sınırları çizilmiş sayısız alemde var oluyorlar. Hepimiz hayatta karşılaştığımız bir durumda, bir olayda okuduğumuz karakterlerin tesirinde kalıp olan bitene o karakterin gözüyle bakmayı denemişizdir. (Hesse'nin "Bozkırkurdu"ndaki Harry Haller'in hayaletiyle yaşadığımı düşündüğüm zamanlar olmuştur.) O karakterin bakış açısının, eyleminin serpintileri bize yerleşip belki bilinçle belki bilinçsizce bir karar anımızın, bir davranışımızın azmettiricisi veyahut bir yaratım sürecimizin, bir fikrimizin ilham perisi olabilir. Yazan, öykülerindeki karakter yaratımında mülahazat hanesini açık bırakmış olacak ki karakterler de ardına dek aralayıp yazarın karşısına çıkıp çıkıp hesaplaşma ister olmuşlar. Neredeyse her bölümde bir öykü ve ardından da bu hesaplaşmayı içeren otopsi raporları yer alıyor. Öyküler ve öykü sonrası otopsivari yazılarda yazanın intermezzo hamlesi ile lezzetli bir şaşırmanın keyfini yaşatması da bu kitabın bir başka ayırt edici bir özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Bana göre eser miktarda değil fena hâlde tuhaflıklar içerip alerjen olan bir kitap; beyin kıvrımlarını kaşındırıp, hayal gücünü kabartıp okuma deneyimini güçlendirdiği için fevkalededir. Muharririn Otopsi Yeteneği; farklı tempoda bir öykü anlatımı, öykülerde karakter gelişiminin ilginçliği, yer yer duygusal rezonans uyumluluğu ile etkili izlenimler sağlayabildiği için ayrılan zamana değecek bir kitap.
֍Durduk yere halka arz edilen bir yazar mahremiyeti değil bir metafor haline gelen "Hemingway'in kayıp bavulu" anekdotunda olduğu gibi "yazmak" hususunda "olma" işine bir kesit bu kitap. Yazma yeteneğinin olgunlaşması, yazarın sesini bulabilmesi için öykünün ölmesi, yazarın ölmesi, karakterlerin ölmesi, yazarın delirmesi atakları ile devam cesaretini gösterip yola revan olan, yolda oldukça heybesini dolduran, rafineleşen bir yazarlığa ulaşmayı hedefleyen birinin öyküsü...