Sol ideolojiye bağlı gençlik yapılanması Türkiye'de en fazla üniversitelerde oluşuyor. Hatta yaşını başını almış eski solcular dendiğinde bile bu solcuların mücadeleye katıldıkları yerler ya üniversiteler oluyor ya da buradaki gençlerin örgütledikleri kişilerden çıkıyor. Pırıl pırıl gencecik zihinler, ülkenin gidişatından; adaletsizliklerden, ekonomik düzensizlikten, işsizlikten, yoksulluktan, barınaksız, aç biilaç yaşayan insanlara, tüm ülke halklarına, bireylerine demokrasi ve özgürlük getirmek için bir araya gelip daha güzel yarınların inşaası için ses getirmek istiyorlar. Tabii bunun için örgütlenmeler, bu örgütlenmeler içerisinde mücadeleler ve özellikle de kişisel gelişimler yer alıyor. Bu uğurda hayal ettikleri onlara yaşama sevinci aşılarken gözleri hülyalı bir biçimden önlerindeki karaltıya döndüğünde, karşılarına çıkmış olan faşist zihinleri buluyorlar. Faşizm. İnanın bu bir ruh hastalığı. Bir insan, bir halk, bir toplum nasıl olur da daha güzel bir gelecek için çalışmak istemezler soruları karşısında bu solcu, devrimci gençler hayretler içerisinde kalırlarken, karşılarında gücün bilincinde mücadelelerini alanlara yaymaya çalışıyorlar.
Devrimciler. 80'li yıllarda Türkiye'deki bu gençlerin örgütlenip mücadelesini anlatıyor. Gönül isterdi ki hak, hukuk, adalet onların istediği gibi sonuçlansın. Herkes kaygısız bir geleceğe uyansın sabahları. Çocuklar mutlu mesut, kahkahalarla büyüsün. Ama hiçbir güzel şey cezasız kalmaz. Devrimciler'deki gençler de teker teker mücadeleden saf dışı bırakılıyor. Kimisi işkencelerle öldürülerek, kimisi yıldırılarak. Mücadele içerisindeki gençlerin tüm heveslerinin kırıldığı bir noktada, ki karşıt güç bunu gösterdiği sopasıyla, ölümle yapabiliyor, hayaller de suya düşüyor, umutlar da.
Devrimciler. Tüm bunların yanında kendilerini sorgulamakla da geçen genç üniversitelilerin romanı. İnandıkları doğrultusunda karşıt güçlerin bile iyi düşüncelere sahip olabileceğini umut ederek türlü türlü söz oyunlarına gelerek tuzağa düşürülüp işkence altına alınıyor ve kimisi buradan sağ çıkamıyor.
Kaan Arslanoğlu ülkemizde halen devam eden trajik yaşamları konu ediniyor. örgütlü gençleri içerisinde sadece mücadeleden bahsetmiyor ayrıca karakterlerin yaşamlarına da değiniyor. Aile ilişkilerine, aşklarına, aşk beklentilerine ya da bunun olanaksızlığına. Bir yerde sadece bir yerde öyle bir cümle ekliyor ki romanına, orada yazarın da taraf mı tutuyor acaba düşüncesi doğuyor ki umarım bu benim, sadece benim yanlış düşüncemdir.
Solcu, devrimci karakterlerin mücadelelerini sürdürmek için giriştiği bir yol da var ki kitapta, nasıl bir ideolojik altyapıdan gelinirse gelinsin, nasıl bir gelecek hayal ediyorlarsa etsinler asla kabul edilemeyecek bir yoldur bu. Zira halkların özgürlüğü ve refahı için bireylerin sahip olduklarına ne bahsettikleri devrim adına ne de başka bir yolla el konulabilir.
Devrimciler, kimi zaman bayağılaşıyor. Çünkü çok fazla ayrıntılı bölümlere dalıyor yazar. Gereksiz sahneler canlandırıyor okuyucu gözünde ve genele yayıldığında mücadelenin başlangıcı yer almadığından yani mücadele zaten var iken başlayan bu kitap mücadelenin trajik biçimde sonlanmasına kadar ne mücadele ile ilgili ne de altyapıyı oluşturan olaylar ile ilgili konulara değiniyor. Ve bu bağlamda Devrimciler, okuduktan sonra "Aman aman" dedirten bir kitap değil sonucu doğuruyor.