Spoiler içerir
“Biz her zaman döneriz. Ve bazen kendimize bile.”
“Kafamın içi henüz gömülmemiş cesetlerle doluydu.”
Bu kitap tam bir Türk dizisi kıvamındaydı hani bir bölümü iki buçuk saat süren ama sadece son 15 dakikasında olaylar olan Türk dizileri...
Bu kitabı okumak benim için büyük bir çabadır. Bitirmek ise büyük bir emektir. 700 sayfa boyunca ne okuduk biz? Gerçekten bu kadar boş bir kitap olacağını düşünmemiştim yani seri ilerledikçe kitaplar daha da boş gelmeye başladı bana. Tam bir hayal kırıklığıydı. Kitabı bitirmem günlerimi aldı ama okuduğuma kesinlikle değmedi. İlk iki kitaptan sonra bence bomboş bir kitaptı.
İkinci kitabımız Ayzer’in Tanrıçaları getirmesi, Su halkının uyanması ve de Ariana ile Ateş Lordunun ölümü ile bitiyordu. Nova ile Daren dünyaya gider ve bu olayların üzerine bir plan yapıp çözüm bulmaya çalışır. Lilith’in uyanması...
İkinci kitabımız diğer kitapta olduğu gibi heyecanlı bir noktada bitti ve hızla üçüncü kitabı okumaya başladım. Heyecanı bol bir şey bekledim kitap boyunca ama nerede...
Daren ve Nova sözde bu Tanrıça olayından kurtulmak için Lilith’i uyandırlar. Eeeee neden uyandı bu Lilith? Tanrıçalara karşı çıkmak için mi? Ama yok.
Kitapta Lilith’in varlığının bir anlamı bile yoktu bana göre. İlk iki kitaptaki ana olayımız üzerine yeni olaylar ekleniyor ve yeni karakterler ekleniyor ama bunlar boşa yazılmış ve anlamı olmayan şeylerdi. Ne Tanrıçaların ne de abartılmanın abartılması yapılan o kötülerin kötüsü karakterimiz olan Lilith’in gelişinin bir anlamı vardı. Evet birkaç sayfada (700 sayfanın %10’ununu kaplamıyordu) küçükte olsa birkaç şey oldu ama bana asla geçmedi. Yine önceki kitaplarda olduğu gibi bunun tamamen yazarın kalemiyle ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bence yazarımız kesinlikle romantik, genç kurgu eserlerin yazarı. Bir fantastik kalemi yoktu ve yine tamamen benim fikrim kesinlikle bu kitap türünün eseri değildi.
700 küsür sayfanın birkaç sayfasında ama cidden birkaç sayfasında bir takım olaylar olur ama bu fantastik kısımlar o kadar sığ anlatılmıştı ki olmasa da olurdu. Ama kitapta bir parti oluyor (dünya yanıyor ama bunlar yine partiden partiye...) herhangi bir romantik kısım oluyor bunlar anlatılırken sayfalar sürüyor ve betimleme üstüne betimleme yapılıyor.
Kitapta özellikle yeni tanıdığımız Tanrıçalar ve Lilith’in derinliği yoktu bana göre. Tam hikayeye yansımadı. Abartılı anlatılan özelliklerini kitap boyunca çokta göremedik. Vaat edilen o yüce karakterler sanki yoldan geçen ve görsek bile dikkatimizi çekmeyen insanlar gibiydi. Yani olmasalar da olur gibi.
Bence yazar bu kitabı yazmaya başlarken çok detaylandırma yapmamış. Her yeni kitapta eklemeler ve önceki söylediği şeylere uymayan olaylar oluyordu. Mesela Lilith döndü ve kötü enerji ortaya çıktı ama nerede? Düellolar başladı ve krallıkların Lordları ve Varisleri yeniden seçilecek. Kitabın en başında bu Varisler krallıkların, Lordların ihtiyaçlarından dolayı doğuyordu ama şimdi düello ile seçiliyor. Yani hani ihtiyaca göre doğuyordu Varisler? Düellolarda kazanan kişi o zaman nasıl Lord ve Varis olabiliyor? Yeni krallıklar da aynı şekilde. Metal ve Ağaç krallığı. Cidden ne alakaydı? Tamam en büyük olan ve herkesin o istediği nokta Gökyüzüydü. Bu astrolojik olaylar ve burç gruplarının ayrılış şekline göre de Ateş, Su, Toprak ve Hava krallıkları var. Eeee ne alaka şimdi Metal? Ne alaka Ağaç krallığı? Yani bu gibi olayların başta bir detayı yok. Ya bu dört krallığın halkısın ya da Sadakatsiz oluyordun. Ama şimdi de saçma bir şekilde yeni krallıklar (o kadar saçma ki sadece iki tane aklına gelmiş yazarın. Yani o zaman her şeyin krallığı olur. Güneş krallığı, gökkuşağı krallığı, elektrik krallığı gibi türlü türlü krallıklar yazılır... ) eklenmiş kitaba. Tayga olayı da aşırı saçma geldi bana bu kitapta. Zaten bu karaktere ısınamıyordum.
Bir de özellikle Daren ile Nova karakterlerini bir araya getirmek için krallıkların içine bile gruplar kurmuş bu sefer yazarımız. Bu Su halkının akrep birliği, ateşe yatkınmış. Aaaa ne hikmetse çok sadık olan halkın en sadıkları akrep birliği ve tabii ki Nova’ya. Çünkü onlar ateşi sever. Hem Gökyüzünün Varisi, hem Suyun Varisi, hem de Ateş Lordu ile ikiz alev olunca akrepler de Nova’ya çok sadık oldu. Hani en başta su halkı sadece Su halkı ile yakın olurdu? Hani yıllardır uyuyan halk sadece kendi halkına, Lorduna ve Varisine sadıktı? Neden en düşman halk olan ateşe yatkın oluyorlar?
Bunlar gibi cidden üç kitap boyunca mantık dışı bir çok hata vardı. Yani başta söylediğim gibi bana kalırsa yazarımızın aklına bir konu gelmiş ve yazmaya başlamış. Hiç evren hakkında detaylandırma yapmadan. Kitap ilerledikçe eklemeler yapmış durmuş. Önceden yazdığı o evren hakkındaki önemli detayları unutmuş. Kitaba eklemeler yaptıkça ilk kitaplarda yazdığı şeylerin mantığına ters düştüğünü o da fark etmemiş. Yani hem evren hem olaylar hem de karakterler için birçok mantıksız şey vardı kitapta.
Kitapta karakterlerimizi, yazarımız hep çok yüceltici şekilde anlatıyor. Lordlar, Varisler ve bu kitap ile gördüğümüz Tanrıçalar abartılı karakterler. Yani öyle olması gerekiyor ama hiçbir zaman bunu göremiyoruz. Çok basit karakterler. İşte onlar insan dışı ve çok güçlü varlıklar şeklinde anlatılıyor. Ama sözde bu yüce karakterlerin aşırı saçma sapan davranışları oluyor. Asla bir Lord, Varis ve Tanrıça vibe’i vermiyorlar. Özellikle ana karakterimiz Nova...
Bu kitap; ikinci ile dördüncü kitap arasında bir köprü yapılmış ama aşırı gereksiz bir kitaptı. 700 sayfanın çoğunluğu; mantık dışı yeni olaylar, anlamsız ama sürekli düzenlenen partiler, Daren ve Nova karakterlerin birbirine olan ve artık yeter dediğimiz aşk vıcıklamaları ile doluydu. Özellikle en sinir olduğum şey bu iki karakterin üç kitap boyunca birbirlerini sevmeleri ama bir türlü şunu doğru dürüst konuşmamaları. Ya seviyorsan seviyorsun. Evet ya da hayır. Sev ya da sevme. O kadar bir öyle bir böyle ki ne okuyorum dedim. Nerde fantastik kurgu? Nerde bu savaşlar, Tanrıçalar, Lilith, düellolar, krallıklar? Nerede bu olaylar?
Aşırı detaysız bir seriydi. Yani bize bu evrenin, karakterlerin hikayesi verilmiyordu. Evet çoğu olayda mantık dışıydı. Bu zamana kadar çok fazla fantastik, distopik ve mitolojik eser yazıldı. Tabii belli köklü karakterler mevcut. Melekler, Alfinler, Periler, Kerberos, Anka Kuşu, Lilith, Tanrılar ve Tanrıçalar çoğu kitapta vardır. Sözde türünün ilk eseri değil bu seri ama aşırı toplama bir seri geldi bana. Yazarımız esinlenmiş olabilir ama biraz aşırı gibiydi. Ve de bence esinlenilen bu şeyleri tam yazamamış gibiydi. Olmamıştı. Derinlik asla yoktu. Sadece kitapta isimleri geçiyor gibiydi.
Okudum ama ne okudum. Sabır taşı olsa bence kitabı okurken çatlardı. Çünkü fantastik bir serinin üçüncü kitabı okuyoruz. Romantik bir aşk hikayesi okumak isteseydim zaten fantastik bir kitabı elime almazdım. Ama öyle bir kitaptı ki sadece bunu okudum. Asla derinliği verilemeyen, yüceltilen ama asla bunun gösterilmediği karakterleri okuduk. Kitabın çoğu Daren ve Nova kısmıydı zaten. Diğer krallıklar yoktu bile. Bir de yazarımız yeni yeni krallıklar kurmuştu ama daha Toprak ve Hava krallığını bile göremedik kitapta. Sadece Ateş ve Su. Yeter cidden bu iki karakteri birbirine eşlemek için yazar sadece bunları yazmış. Özellikle Toprak krallığı kitapta neredeyse yoktu bile. Tamam en büyük krallık Su anladık anladık. 700 sayfada biraz daha az Nova ve Daren’den bahsedilip diğer krallıklardan bahsedilebilirdi.
Kitabı okurken gerçekten sinir kat sayım arttı. Asla bana bir şey katmadı. Mantıksızlıklar ile dolu ve bomboş bir kitaptı. Bomboştu tıpkı (kitabın 700 sayfasının 500 sayfasında ‘Ne alaka’ (×3) dedim.) 5. Element gibi. Baş karakterimiz Nova’nın o yana yakıla, o krallıktan bu krallığa gittiği elemen BOŞLUK çıktı.
En başında da dediğim gibi tam bir Türk dizisi kıvamındaydı. Bomboş olaylar, senin aklınla alay eden mantıksızlıklar ile dolu olan bir dizi.
Ben yazarın fantastik kalemini sevemiyorum. Tabii ki bir Tolkien, Ursula, Dan Brown, Brandon Sanderson, C. S. Lewis eseri çıkartmasını beklemiyorum. Ama BENCE fantastik yazamıyor.
Hepimizin zamanı çok kıymetli. Akıp gidiyor. Bu zamanda okumak isterseniz çok daha kaliteli eserler mevcut.