FİKRİMİN İNCE GÜLÜ
– bir içe dönük sevdânın hikâyesi –
O, her sabah pencerenin önünde otururdu.
Kahvesi hep sol elindeydi, sağ eli yüreğinde bir boşluk taşırdı.
Sokaktan geçen kimselere bakmazdı.
Ama karşı evin balkonuna, her sabah aynı saate çıkan o kıza,
sanki gözlerini bırakırdı da geri almazdı.
Adını bilmezdi.
Ama dualarında "ince gülüm" derdi ona.
Sanki tek dokunuşu yoktu, ama bin hayali vardı.
Bir kere bile konuşmamıştı onunla,
ama yüzlerce kez onunla konuşmuştu düşlerinde.
Kalbinde adını yazmadığı bir mektup taşıyordu,
ama hiç gönderemedi.
Ve bir gün...
O kız, başka birinin kolunda gitti o balkondan.
Pencerede kahve soğudu,
kalpte bir ömür sürecek sessizlik başladı.
İşte o zaman yazdı:
"Fikrimin ince gülü, kalbimin şen bülbülü…"
Kimse bilmedi, bir şarkı doğdu o gün,
Bir adam sustu, bir kadın unuttu…
Ama notalar, o adamın suskunluğunda yankılandı yıllarca.
Çünkü bazı şarkılar yazılmaz, yaşanır.
Bazı notalar kanla değil, kalple yazılır.
Ve bazı aşklar…
Sadece şarkı olur,
asla kavuşamaz.