Puan vermedi·120 syf.····Okunma: 19 Mayıs 2025 18:44 Bu kitapta gördüğüm en çarpıcı gerçek şu:
İnsan, kötülükle doğmaz. Hayat, zamanla insanı kötülüğe zorlar.
Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı eseri, sadece bir adamın ölümü değil, bir insanın hayattan nasıl sessizce silindiğini anlatıyor. Bir idam mahkûmunun zihninden geçenler öyle derin, öyle dokunaklı ki… Sevdiği tek varlık olan kızının bile onu tanımaması, insanın içinde ne kadar derin bir yalnızlık barındırabileceğini gözler önüne seriyor.
“Fiziki acı geçer, ama ruhun aldığı yara bir ömür sürer.”
İşte bu kitap da tam olarak bunu haykırıyor. Ölümün gölgesinde yaşamaya mahkûm edilen bir adamın düşüncelerine tanık oluyorsunuz. Ve fark ediyorsunuz ki, aslında hepimiz birer ertelenmiş ölüm cezasının içindeyiz. Gün geliyor, saat geliyor… ama ne zaman olduğu belirsiz. Oysa mahkûmun kaderi saat saat belli. Ve o saat yaklaşırken, toplumun onun ruhunu nasıl görmezden geldiğine tanık oluyorsunuz.
Victor Hugo bu kitapta sadece idamı değil, toplumun duyarsızlığını, vicdanın körlüğünü ve adaletin çöküşünü anlatıyor. İnsanların bir infazı merakla beklemesi, mahkûmun içsel çığlıklarına karşı sağır kalmaları, insanlık adına utanç verici.
“Ne yazık! Dünyada sadece tek bir varlığı sevmek, onu bütün kalbiyle sevmek ve karşınızda durup size bakar, konuşurken sizi tanımadığını fark etmek!”
Bu cümle insanı içten içe ezen, darmadağın eden bir yara gibi.
Kitabı bitirdiğimde içimde kalan tek şey ağır bir sessizlikti.
Konuşmak istemedim. Çünkü bazı kitaplar bittiğinde susmak gerekir.
Hugo’nun kaleminden dökülen bu sessizlik, hâlâ içimde yankılanıyor.
~E. ŞEKER~