Puan vermedi·448 syf.··
2025 13. kitabı
Serinin son üç kitabında, yeni bir ana kötümüz var. Aslında pek yeni de sayılmaz. Geçtiğimiz üç kitapta oldukça yanından tanıdığımız, Sebastian; Valentine ile Jocelyn’in oğlu ve Clary’nin de erkek kardeşi. Kendisinin aslında ölmemiş olduğunu, “iblislerin anası” Lilith tarafından kurtarıldığını ve hayata döndürülmesi için Jace ile Simon’a ihtiyaç olduğunu öğreniyoruz. Bu kitabın temel konusu bu. Benim hoşlandığım ve hoşlanmadığım şeyler: Malec sahnelerinin en az olduğu kitap muhtemelen budur. Bu sebeple Magnus ve Alec’in ismini görmek umudu ile sayfaları çevirmek ve sonunda bir sahnelerine denk gelmenin heyecanı benim için kitabın genel heyecan düzeyinden fazla idi. Bu kitapta Simon’ın karakterini daha yakından tanıyoruz. Ergen âşık Simon, eğlenceli kişiliğinden bir şey kaybetmeden, çevresi ve kendisi hakkında daha düşünür hâle geliyor. Elbette Maia ve Izzy’i aynı anda idare etmesi… bu adiceydi. Preator Lupus üyesi Jordan, Maia’yı kurda dönüştüren eski sevgilisi. Annesi ile kavga eden Simon, bir süreliğine “onların grubuna katılmak isteyen Jordan’ın” evinde kalmaya başlıyor. Daha sonra gerçekleri öğreniyor. Preator Lupus, yeni kurt adama veyahut vampire dönüşmüş, minik iblis efendilerine, güçlerini yeni kazanmış Aşağıdünyalılar’a yol göstermek için kurulmuş bir örgüt. Kurucusu, Cehennem Makineleri serisinden de tanıdığımız; biricik Magnus’umuzun “sevgili” dostu Woolsey Scott. Kitapta Jordan ve Magnus’un minicik diyaloğu bile en keyifli kısımlardan biri idi. İri yarı uzun boylu kurt adam Jordan’ın, Magnus’tan korkması oldukça sevimli :)) Magnus’un tüm iyi niyetine ve espritüel kişiliğine karşın kızgın olduğunda korkulacak birisi olmasına bayılıyorum. Malec cephesinde ise, bu kitabın başına sevgili çiftimiz keyifli bir Dünya turunda. Lâkin vampir Camille’in (ıyk) yakalanması ve yalnızca “Magnus Bane’e konuşacağını” söylemesi üzerine çiftimiz apar topar Enstitü’ye gelmek zorunda kalıyor. Bu noktada, Alec’in Jace’e göndermiş olduğu fotoğraflarını oldukça merak ediyorum, özellikle de sari giymiş Magnus’u! Görmek isterdim. Cassandra Jean’ı göreve davet ediyorum! Camille Belcourt’un gelişiyle, kıskanç Alec era’ya girmiş bulunuyoruz! Aynı zamanda ikilinin uzun süre aralarında gerginliğe sebep olacak olan “ölümsüzlük” sorununun da en büyük temeli burada atılıyor. Her ne kadar Malec’in kavga etmesinden ve zaten yalnızca üç beş tane olan sahnelerinin bir de hepsinin kavga ile geçmesinden nefret ediyor olsam da; ölümsüzlük mevzuunun işlenme şeklini doğru buluyorum. Fantastik kitaplardaki ölümsüz karakterlerin görmüş geçirmişliğinin aktarılamaması ve sanki 500+ seneyi hiç yaşamamış gibi yazılmalarını komik buluyorum. Magnus ve Alec arasında bu sorun o kadar güzel anlatılıyor ki, zaten anksiyetesi olan Malec için tüm seriyi okuyan beni sinir krizlerine sokuyor! Camille’den de nefret ediyorum. Rezil bir karakter. Clary’nin salaklıklarına hiç değinmeyeyim, bu kız akıllanmıyor; akıllanmayacak da. (Spoiler denir mi buna emin olamadım da.) Niçin Maia ve Izzy’i Clary’den fazla seviyor olduğunu her kitapta daha iyi anımsıyorum. Clary’nin sürekli “Jace, Jace, Jace” demesinden nefret ediyorum. Öyle ki, İKİSİ DE birbirlerine o kadar “âşıklar” ki kendi problemleri dışında gözleri hiçbir şey görmüyor. Son kitapta bu düzeltecek fakat sonuçta bu kitapta da ikisinin bencillikleri hız kesmeden devam ediyor. Bu kitapta Izzy her zamankinden DAHA HAVALI. Güzel kızım! Ona bayılıyorum. Simon ile iliskileri bu kitapta derinlik kazanmaya başlıyor. Cassandra Clare’in yeni çıkaracağı kitapta da ikisi hakkında bir hikâye yer alacak. (Maryse, Magnus ve Alec’in iliskisinin “geçici bir heves” olduğunu düşünüyor.)
Düşmüş Melekler ŞehriCassandra Clare · Artemis Yayınları · 20241,838 okunma
·
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.