Puan vermedi·552 syf.··
2025 14. kitabı
Kitap, Düşmüş Melekler Şehri’nde Sebastian ile birlikte ortadan kaybolan Jace’in Enstitü tarafından araştırılması meselesi ile başlıyor. Bu kitapta Jace yine o kadar sinir bozucu ki yine okuyucuya bolca kafayı yediriyor. Elbette, Sebastian’ın kontrolü altında olduğu için bizzati davranışları değil, yine de sinir bozucu. Örneğin, Max için “bazı sivil kayıplar olabilir” cümlesini kurduğunda “Keşke Jace ölseydi de, kendinde olmasa dâhi şu cümleyi okumuş olmasaydım” diye düşündüm. Kendine geldiği kısa aradaki cesur ve gerçek bir Gölge Avcısı olarak davrandığı an gerçek Jace’ti. Yalnız bu kitapta Jace’ten ziyade yine Clary, özellikle Jace’in kendine geldiği andaki davranışı ile beni sinir ediyor. Clary; bazı davranışları ile, ki özellikle Jace aşkı devreye girdiğinde, Simon’ı asla hak etmeyen bir arkadaş olduğunu düşündürtmeye devam ediyor. Simon’ın başında milyon tane dert var iken Jace’i düşünmekten asla “Senin nasılsın?” diye sormuyor! Clace ilişkisi ikisinin de belli noktalardaki büyük bencillikleri ve dünyanın merkezinde sadece kendileri varmış gibi davranmaları sebebiyle beni sinir ediyor, onları tamamen benimsememe engel oluyor. Bu kitaptaki SIZZY! O kadar güzeller ki, onları çok seviyorum. Isabelle kraliçemin Simon’ı gerekirse Jocelyn’e karşı da savunmasına bayılıyorum! Jocelyn de bu kitapta belirli bencillikler içerisinde. Kendi kızının sorumluluğunu bir noktadan sonra Simon’a yüklemesi, Isabelle’in söylediklerini oldukça haklı çıkartıyor! Luke da Jocelyn aşkının peşinde “telef olup” gidecek diye içimiz içimizi yiyor. Ah ayrıca bu kitapta Jordan ve Maia ilişkisi işleniyor. Ayrıca Helen ve Aline var. Gölge Avcıları kitaplarının adı geçen ilk lezbiyen ilişkisi. Kardeş Zachariah, bu kitapta önemli bir yere sahip :” Sevgili Jem’im, Herondale ailesinin son üyesi olan Jace için elinden geleni yapmak istiyor ve bunu kendi görevlerinin de önüne koyuyor. Jace hastanede kendine geldiginde Isabelle ve Alec üzerinden yapılan “kardeslik vurgusu”nu seviyorum. Ayrıca yazar, bundan evvelki üç kitapta bolca ensest eleştirisine maruz kaldığından mütevellit Sebastian’ın Clary hakkındaki iğrenç düşüncelerini “bizim için böyle şeylerin önemi yok” cümlesi ile iblislerin kardeşlik bağları hakkındaki tutumlarına bağlayarak kendisini bir nevi aklıyor. Clary’nin Gölge Avcısı ayininin Magnus sayesinde yapılması ve Demir Kardeşler’den birinin yerinde de “bir kadın büyücünün” yer alması güzel bir ayrıntı ki bu büyücünün sevgili Tessa Gray olduğunu düşünmekteyim :) Başkan Miyav, Simon ve Magnus!! Kitabın en harika üçlüsü. Simon ve Magnus, Henry ve Magnus’tan sonra kitabın okumayı en sevdiğim Magnus ilişkisi olabilir :) Ve beni asıl ilgilendiren kısmına geldik. MALEC! Malec cephesinde işler karışık, yorucu ve üzücü. Sevgili çiftimizin arasında bir “ölümsüzlük” sorunu var. Benim seride en nefret ettiğim karakterlerden biri olan Camille yaratığının da (şükür, öldü, HAHAH.) Alec’in zayıf noktasından (yani Magnus) faydalanması ile birlikte işler iyice sarpa sarıyor. Melanet Seelie kraliçesinin Alec’e yaşlı hâlini göstermesi, Alec’in kendisinin yaslanacakken Magnus’un daima 19 yaşında görüneceğini ve kendisi ile kalmayacağını düşünmesi gibi sebeplerle Alec; SONSUZA DEK MAGNUS İLE KALABİLMENİN bir yolunu aramaktadır. Camille, bu yol gösterici kişi olabileceğini söyler. Alec kendisi ile birkaç kez buluşur. En başta, ölümsüz olma yollarını asla kabul etmeyeceğini bunun yerine ölmeyi tercih edeceğini belirtir. (Kara büyü, vampir olmak) Camille bu sefer de “Magnus’u ölümlü yapabileceğini” söylüyor. Alec, ölümden dönen Magnus’u gördükten sonra bunu yapamayacağını; Magnus’u kaybetmenin her şeyden daha korkunç olduğunu anladıktan sonra Camille’e bunu söylemeye gidiyor fakat Camille durumu Magnus’a yetiştirerek ikilinin arasına gölgesini düşürüyor ve ayrılıyorlar. İkili hakkındaki bazı sahneler hakkında konuşmak istiyorum. Alec’in, Magnus’un hayatına tamamen dahil olarak eve girmek çıkmak için kapıyı çalmaya ihtiyaç duymuyor olması (hatta bundan gizli gizli gurur duyuyor; sayfa 48) çok sevimli. Kemikler Şehri’nde Brooklyn’den nefret ettiğini söyleyen sevgili Alec’in, Magnus’un (Brooklyn’in Baş İblis Efendisi Magnus) Brooklyn’deki evine yerleşmesi nasıl da şirin bir ironi! :) Magnus’un Alec için geceleri uyumadan uğraşması, onun için gerçek anlamda ölümü göze alması Alec’e verdiği değerin kanıtları. Alec’in, Camille ile buluşuyor olmasının asıl sebebinin onun hayatı hakkında bilgi sahibi olmak isteyişi çok tatlı. Camille’e sormak, Magnus’a sormaktan daha kolay geliyordu minik meleğime :( Alec, Magnus’un öldüğünü zannettiği anlarda bir “robot” gibi seriye bağlayarak karşısına çıkan her düşmanı attığı oklar ile bertaraf ediyor, bu sahneyi çok seviyorum. (Sayfa 500) Çok havalı. Magnus da zaten önceki sayfalarda Alec’in ilk oku atışı sonrası bununla övünüyor. Ben de ona katılıyorum. Canım Alec! İblis Azazel’in herkesten birer anı istediği sahnede, (sayfa 252) Simon’ın büyü topunun hareketini vampir görüşü sayesinde az çok görebilmesi sahnesi var bir de. Burada aktarılan “masmavi bir okyanus” Simon’ın babası ve kız kardeşi ile olan anısı, “etekleri havalanan saten elbise” Isabelle’in anısı, “Magnus’un yüzü” Alec’in anısı ve “bir gencin mavi gözleri” ise Magnus’un anısı. İkisinin çok uzun zamandır birlikte olmayışı sebebi ile çok fazla anıları olmasa da, Alec’in aklına gelen ilk mutlu anısınının Magnus ile olması çok sevimli. Aklı fikri Magnus ile dolu… Magnus’un anısı ise biraz belirsiz. Cehennem Makineleri’nde çok sevdiğimiz ve bolca Alec’e benzetilen Will Herondale de tıpkı Alec gibi güzel mavi gözlere sahipti. Açıkçası Magnus’un, Alec ile olan bir anısından vazgeçmek istemeyeceği için belki Will ile olan bir anısını vermiş olabileceğini düşündüm. Tabii bunun bir cevabı yok. Yine de direkt olarak “Alec” adının geçirilmemesi ve “mavi gözler” tanımının, belki de bize bunu düşündürmek için yazılmış olabileceğini düşündüm. Tabii Magnus’un da mutlu bir anısı olarak aklına direkt Alec ile bir anının gelmesini düşünmek daha keyif verici. Belki de bunu düşünen yalnızca benimdir, bilmiyorum. Ayrıldıkları sahnede cadı ışığının yanması, Magnus’a tepki vermesi, yanma şekli ve o sahnenin hüznünü çok çok çok çok seviyorum. Minik meleklerim. Ayran içtik ayrı düştük oldular.
Kayıp Ruhlar ŞehriCassandra Clare · Artemis Yayınları · 20241,607 okunma
·
83 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.