Tarih yazımı, dünyanın farklı bölgelerinde farklı bakış açılarına göre değişiklikler
göstermiştir kuşkusuz. Birilerinin istilacısı diğerinin fatihi olabiliyor. Bir başka durum ise
modernlik ve gelişmişlik tartışması. Kendi düşünce tarzını merkeze alan batı dünyası, kendi
kriterlerine uymayan yani batının toplumsal yapısına uymayan toplumlara “gelişmemiş”
olarak bakıyor. Kitap işte böyle başlıyor. Batının iddia ettiği gibi İslam coğrafyasının
sanıldığının aksine daha önceki dönemlerde batıdan daha gelişmiş durumda olduğunu
savunuyor. Burada batılı düşünürlerin görüşlerini de sunuyor. Daha sonraları Avrasya ve
Asya’nın batının iddia ettiğinin aksine aslında çaba sarf ettiğini ama bazı aksilikler yüzünden
başarılı olmadığını açıklıyor. Geçmişteki olayları siyasal, ekonomik ve toplumsal olarak
inceliyor.
Kitabın başlarında tarih yazımının aslında tarafsız bir anlatı olmadığını vurguluyor. Yani
tarih olayların olduğu gibi anlatılması değil; kimin neyi nasıl anlattığıyla ilgili. Kitapta
bununla ilgili şöyle bir alıntı var: “tarih, egemenin bakış açısından yazılır”
. Bu ifadeye göre
okuduğumuz tarih kitaplarının bakış açısı taraflı olabilir. Kitap her şeyin olduğu gibi
anlatılmadığını hatırlattı. Kitabın ilerleyen bölümlerinde İslamoğlu modernleşme ve
kapitalizm konuları üzerinde duruyor. Bu kısımda Avrupa merkezli modernleşme anlatılarına
yönelik eleştiriler yapıyor. Mesela kapitalizmin yalnızca Avrupa’da doğup sonra diğer yerlere
yayıldığı düşüncesinin eksik olduğunu söylüyor. Osmanlı örneği üzerinden bu anlatılanların
dışında kalan toplumların sürece nasıl dahil olduğunu açıklıyor. Şöyle bir cümle geçiyor:
“Osmanlı’da ticarileşme yalnızca iç dinamiklerle açıklanamaz; küresel iktisadi ağların bir
parçası olarak değerlendirilmelidir”
. Yani Osmanlı gibi toplumlarda tarihin dışında değil, tam
içinde yer alıyor ama çoğu zaman böyle gösterilmiyor. Sonlara doğru küresel tarih yazımı
dediği bir konuya geçiyor. Her toplumun kendine özgü bir tarih anlatısı olduğunu ve bu farklı
anlatıların da değerli olduğunu söylüyor. Şöyle düşündürücü bir cümle geçiyor: “evrensel
tarih yazımı, Batı’nın yerel tarihini evrensel ilan etmesidir”
. Gerçekten de bugüne kadar
evrensel diye sunulan birçok şeyin aslında Batı’nın bakış açısından yazılmış olduğunu fark
ettim. Bu kışılar biraz sorgulattı ama biraz teorik kalmış diyebilirim.
Genel olarak Dünya Tarihi ve Siyaset, tarih ve siyaset arasındaki bağlantıyı anlamam için
faydalı bir kitap oldu. Bazı kısımları anlamakta zorlandım ama genel olarak anlaşılırdı. Tarih
yazımının nasıl bir mesele olduğunu anlamam açısından önemliydi. Beni çok derinden
etkilemedi ama düşünmemi sağladı. Kitapta tarihin, yalnızca geçmiş değil, bugünü kuran bir
anlatı olduğunu gördüm. Bence sadece tarihi okumak için değil, toplumu anlamak içinde
okunabilir. Bize sadece bilgiyi değil, eleştirel düşünceyi de kazandırıyor diyebilirim.