Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi, hayatın “keşke”leriyle, pişmanlıklarıyla ve alternatif olasılıklarıyla dolu bir yolculuk romanı. Ana karakter Nora, yaşamla ölüm arasında sıkışmış bir noktada, her biri farklı bir yaşam olasılığını barındıran gizemli bir kütüphaneye giriyor. Kitap, “başka türlü yaşasaydım nasıl olurdu?” sorusunu felsefi ama sade bir dille sorguluyor. Her kitap, onun başka bir hayattaki halini temsil ediyor.
Kitabı okurken kendimi Nora'nın sorgulamalarıyla çok bağdaştırdım. Hepimizin zaman zaman düşündüğü o "farklı bir yol seçseydim ne olurdu?" sorusu, burada sayfa sayfa can buluyor. Bazı bölümlerde umutlandım, bazı yerlerde içim burkuldu. Ama en çok da şu duyguyu hissettim: yaşadığımız hayat, eksikleriyle, hatalarıyla ve bütün hayal kırıklıklarıyla yine de bizim hayatımız. Kitap bana yumuşak ama etkili bir tokat gibi geldi. Özellikle ruhsal olarak yorgun ya da kendini kaybolmuş hissedenler için iyileştirici bir etkisi var.
Gece Yarısı Kütüphanesi, karanlığın içinden umutla çıkan, küçük ama çok anlamlı bir roman. Basit ama derin. Ve sonunda kendinle barışmaya çağırıyor seni, en içten haliyle.