8/10
·512 syf.··
2025 38. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2025 20:18
Ne desem bilemiyorum. Huzur 18 yüzyıl romanlarında. Ilık bir bahar rüzgarı gibi bu roman. Bir ağaç gölgesinde dinlenmek, bir bardak sıcak kahve içerek hayata mola vermek gibi. Tipik bir tema ve alışılmış bir karakter tablosu var önümüzde. Olayların merkezinde dönemin sosyetesinde saygın bir yeri olan iki soylu aile var. Zengin aile babası Mr. Bertham, orta ayarda diyebileceğimiz konağın hanımı Mrs. Bertham, sonradan görme, ahlaki pusulası çarpık, ne oldum delisi akraba teyze Mrs. Norris, her şeyi elde edebileceğine inanan şımarık zengin çocuğu Henry, aynı ayarda zengin ve soylu olduğu halde sağlam ahlaki değerlere sahip mütevazi genç adam Edmund, dünyası sosyete partileri ve soylu zengin bir koca bulmak düşüncesinden ibaret genç kızlar Julıa, Maria ve Mary; ve her şeyin göbeğinde yer alan taşralı yoksul bir aileden gelen sağlam karakterli mütevazi teyze kızı Fanny. Bu karakterlerden oluşturduğu çemberin içinde dönemin ingiliz toplumundan bir kesit sunuyor yazar bize. Aşk, hırs, özlem, ahlak ve ihtiras ikilemi…aklımıza gelebilecek bir çok konuyu karakterler üzerinden ince ince işleyerek bir tablo oluşturuyor roman boyunca. Her şey Mrs. Bertham’ın kız kardeşinin kızı Fanny’nin taşradan konağa gelmesi ile başlıyor. Başlarda teyze kızlar tarafından küçümsenen Fanny zamanla kendi ahlaki duruşunu ortaya koyuyor ve romandaki olay örgüsünün zirvesine oturmayı başarıyor. Yalnızca soylu kesimin yaşamsal maceralarına tanıklık etsek de, İngiliz toplumuna dair de çok şey öğreniyoruz anlatıdan. Toplumsal statü bağlamında askerlere, politikacılara, din adamlarına bakış; evlilik kurumuna atfedilen önem; genel ahlaki değerler…O dönemde bir çok toplumda olduğu gibi ingiliz toplumunda da bir ailenin en büyük kaygısı oğullarına ve kızlarına maddi durumu iyi, toplumun üst sınıfına mensup eş adayları bulabilmek. Romandaki bütün olaylar genel olarak bu mevzunun etrafında şekilleniyor. Yazar genel olarak güzel ahlakın ve iyi insan olmanın, insanın kendi dışında sahip olduğu soyluluk, zenginlik, sınıfsal aidiyetten tamamen bağımsız bir olgu olduğu mesajını veriyor. Fanny gibi bir inciyi tozun toprağın arasından çekip alıp avuçlarının içinde yavaş yavaş bir güzel parlatıyor. Yazıldığı dönemin koşullarına göre değerlendirecek olursak, bu romanı -hele ki bir kadın yazarın kaleminden çıktığını düşününce- sıra dışı bir girişim olarak değerlendirebiliriz. Bir kadının gözünden 18. Yüzyıl ingiliz toplumu. Televizyonun ve diğer iletişim araçlarının yaygın olmadığı bir dönemde bu tarz eserler genellikle gazetelerin hafta sonu eklerinde tefrika ediliyordu. Haliyle insanların konularını ilk kez duyduğu nadir örnekleri teşkil ediyorlar. Fakat roman biz 21. Yüzyıl okurlarına alışılmışın dışında bir olay akışı sunmuyor aslında. Zengin erkek fakir kız aşkı, konakta dönen envai çeşit entrikalar vs. bizim 20. Yüzyılın teknolojik imkanları sayesinde tv dizi ve filmlerinde defaatle deneyimlediğimiz temalar. Bu sebeple Mansfield Parkı -her ne kadar severek okusam da- bugünün edebiyat dünyası içerisinde sıra dışı bir eser kategorisine koyamam. Yine de huzurlu bir okuma serüveni oldu benim için. Edebiyattan beklediğim o bir toplumu gözlemleme şansını elbette yakaladım bu romanda. Mesela söz konusu dönemde pencere vergisi diye bir şeyin olduğunu ilk kez bu romanda öğrendim. Sonra; ulaşım araçlarının o dönemlerde esamesinin bile okunmaması, ticaret insanlarının aylar süren gemi yolculukları ile sömürge topraklarındaki girişimlerini ziyarete gitmeleri, ingiliz soylu bir ailenin akşam yemeği, bahçesinde yetişen bitkilerin türleri, sınıfçılık, snopluk…Beklediğim verimi fazlası ile aldığımı söyleyebilirim. Güzel bir roman. En güzeli de kadınlara toplumda eş ve annelik görevleri dışında bir misyonun yüklenmediği bir dönemde Jane Austen’in yazma cesaretini göstermesi. Teşekkürler Kraliçe! İyi ki yazdın iyi ki okuduk…
Mansfield ParkJane Austen · Can Yayınları · 20172,637 okunma
·
137 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.