Ayet, onların yalanlamasını
"Yechedun/يجحدون kelimesiyle anlatıyor.
Ce-he-de/Cehd; kalpte kabul edileni (dille) inkâr etmek ya da kalbin inkâr ettigini (dilde) kabul etmektir. Kur'ân, bu kelimeyi inandığı hâlde inanmıyor gibi gözüken, kalbinde yakinen bir şeyin doğru olduğunu bildigi hâlde diliyle yalanlayanlar için kullanır. Bu gerçek, Adem'den (as) kıyamete kadar değişmez.
Tevhid davetine karşı gelen müstekbir tağutlar, onu anlamadıklarından değil; çok iyi anladıklarından ötürü karşı çıkarlar. Onlar davetçinin de davet ettigi seyin de doğruluğundan emindir. Tevhid davetinin fıtrata hitap ettiğini çok iyi bilirler. Çünkü onlar da bu daveti duyar duymaz ikna olmuşlardir. Buna rağmen yalanlarlar. Çünkü şunu anlamışlardır: Bu, insanları kula kulluktan kurtaran, âlemlerin Rabbine kul yapan davettir. Bu davette insan yalnızca kuldur ve bütün insanlar kullukta eşittir. Allah'ın koyduğu yasalar; zengin
fakir, soylu soysuz, patron işçi, seçen seçilen ayrımı olmaksızın herkes için geçerlidir... Bu daveti kabul ettikleri takdirde tüm ayrıcalıklarından mahrum olacak, imtiyazlarını kaybedeceklerdir. Bu sebeple davetçiyi karalar, daveti de yalanlarlar. Kur'ân'ın öğrettigi bu hakikati anlamak zorundayız. Aksi hâlde sorunu müstekbir tağutlarda değil, davette, davetin üslubunda görmeye başlarız. Onlara kabul ettireceğiz diye daveti şekilden şekle sokarız. Onları kazanamadığımız gibi kendimize ve davetimize yazık ederiz...