AVAM TABAKASINDAN BİR FİLOZOF
1976 yılında, Türkiye’nin batı kıyısına yakın bir taşrada, mütevazı bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Henüz okula başlamadan, annemin bana okumayı öğrettiğini hayal meyal hatırlıyorum. Çocukluğumda internet, televizyon, akıllı telefon ya da bilgisayar gibi teknolojiler yoktu. Okumak, küçük yaşta beni büyülemiş olmalı ki, dere kenarında, yol üstünde, gazete, kitap, el ilanı ya da tabelalarda ne görsem okumaya dalardım. İlkokula başladığımda kütüphaneyi keşfettim. Tatillerde kütüphaneye kapanır, her kitabı ayrım yapmadan okurdum. Ödev yapmasam da 7. sınıfa kadar kolayca ilerledim. Ancak 10 yaşında çizgi romanlarla tanıştım ve sadece onları okumaya başladım. 7. sınıf yaz tatilinde ilk kez çalışarak para kazandım. Bu para bana bir servet gibi geldi ve aptalca bir kararla, “Okula ne gerek var, çocukken bile bu kadar kazanıyorum,” diyerek okulu bıraktım.
Hayatım, işsizlik, tembellik ve geçici işler arasında geçti. 2009’da sıfır sermayeyle kendi işimi kurdum. Kredilerle iş yerim biraz büyüdü, ancak 2015’te iflas ettim. Günlerce iflastan kurtulmanın yollarını aradım, ama hiçbir çözüm bulamadım. Bir gün kendi kendime dedim ki: “İşimi kurtarmak için harcadığım düşünme süresinde, evrenin sırlarını düşünsem hepsini çözerdim.” Evli değildim, eş ya da çocuk gibi sorumluluklarım yoktu. Bu düşünceyle filozof olmaya karar verdim. Zira kendini filozof ilan eden herkes, filozof olabilir. Önce benzersiz bir ticari fikir, ardından eşi benzeri olmayan bir evrensel anayasa ve ekonomik sistem tasarladım. Belki bir gün bunları da kitaba dökerim. Sonra kendime sordum: “Bir filozof olarak sırada ne var, neyi çözeyim?” Aklıma şu soru geldi: “NEDEN HİÇBİR ŞEY YERİNE HER ŞEY VAR?”