!DİKKAT SPOİLER İÇERİR! Mendillerinizi almayı unutmayın!
Sevgili okurlar bu sefer sizi acıların ve feryatların bitmediği zülüm ve çileyle yoğrulmuş olan Filistin toprakların evlatlarını anlatan Gassan Kanafânî'in unutulmaz eseri Güneşteki Adamlar'a misafir edeceğim. Öncelikle bildiğiniz üzerine Filistin 1948 yılından itibaren yarım asırdan fazla bir süre ile Siyonist ideolojiyle yürütülen İsrail tarafından planlı bir şekilde sömürülmekte olup toprak kaybetmektedir. 1948'de başlayan ve günümüzde de en şiddetli hali ile devam eden bu zulümler kitabımızın da temel konusu olup( savaşlar hakkında detay verilmemiş olsa da) bu tradeji üzerinden kaleme alınmıştır. Kendisi de Filistinli olan yazarımız Gassan Kanafânî eserden de anlaşılacağı gibi kendi hayat tecrübelerinin izlerini olanca açıklığı ve sadeliği ile esere yansıtmıştır.
Filistin kültürünü, mücadelesini ve psikolojik durumunu yansıtan Güneşteki Adamlar temel olarak Filistin- İsrail Savaşları ardından bölgelerinden zorunlu göçe tabi tutulmuş göçmenlere ışık tutar. Kitapta dört ana karakterden üçü yaşadığı sefillik ve onur kırıcı yaşamdan sıkılıp petrol ülkesi olan Kuveyt'e gidip orada hayallerine ulaşmayı istemektedir. Bunun yolu da göçmen kaçakçılığından geçmektedir. Irak- Basra'da karşılaşan karakterlerimizin her birinin kendi dertleri ve sıkıntıları olsa da amaçları birdir: Kuveyt'te gidip para biriktirmek ve gerisinde bıraktıklarına yardım göndermek...
Karakterlerimizden Ebu Kays, Esad ve Mervan'a kitabın ilk kısımlarında kısaca değinilmiş ve hakkında bilgi verilmiştir. Ebu Kays grubun en yaşlı üyesi olarak karşımıza çıkar. Göçmen çadırlarında yaşayan ve yardımlarla hayata tutunmaya çalışan adamın biricik arzusu limon ve zeytin ağaçlarına tekrar dönmek, vatanının toprağında uzanmak ve nabzını duymaktır. Esad ise orta yaşlarda bir genç olup İsrail savaşlarına katılmış, eylemlerde yer almış ve ülkenin geleceği için mücadele etmiş biri olarak karşımıza çıkar. Her yerde aranan bu kaçak genç kurtuluşu Kuveyt'te arayıp buradan yardımlarını yapmayı hayal etmektedir. Mervan'a gelince grubun en genç ve çömez olanıdır. Evi terk eden babası ve haber gelmeyen abisinden sonra ailesinin sorumluluğunu hissetmiş ve yolda pişeceğini düşünerek okulu bırakıp iş hayatına atılmak için Kuveyt'i gözüne kestirmiştir. Filistin'in 3 evladı olan bu karakterler her biri ayrı bir kuşağı temsil etse de kaderleri ortaktır: Göçmendirler. Ve çok sevdikleri vatanlarından koparılmışlardır. Fakirlik, sefalet, açlık, yokluk ve acı içinde yaşama tutunmaya çalışmışlardır. Bu sebepledir ki canları pahasına sonu ölüm olan bir yolculuğa atılmışlardır.
Karakterlerimiz Basra'da bir göçmen kaçakçısının ofisinde denk gelir. Kaçakçıların insafsız hal ve davranışlarına, hakaretlerine ve aşağılanmalarına maruz kalan göçmenler en büyük darbeleri de ihanetle bu kaçakçılardan almışlardır. Paranın ahlak ve insanlıktan daha geçerli olduğu bu ofislerin dışında Ebu'l Hayruzan adında Kuveyt'te özel şoförlük yapan başka bir Filistinli göçmenlerimize rast gelir ve uygun fiyata anlaşmaya yaparak onları Kuveyt'e ulaştırmayı teklif eder. Başka çareleri olamayan bu 3 göçmen sabahın ışıkları ile sonu acı olan bilinmeze yol alır.
Kitap genel olarak dram ve acı barındırmasa da ara cümlelerdeki notalarda bu his ve duygu öyle güzel işlenmiştir ki okuyucu yüreğinde kocaman bir sancı hisseder. Göçmenlerin yolculuk maceralarından aktarılan kısımlar bilhassa okuyucu sarsacaktır. Yolu koyulduklarında umut ve hayallerle dolu olan yürekleri geride kalan acı hatıralara perde çekse de ülkelerinin acı talihi ve kaderi onlara da işlenmiştir. Yolculuğun sonunda Kuveyt'e sadece cansız bedenleri ulaşmıştır... Güneşin ölüm getirdiği bu adamlar bir su tankerinde kaskatı kesilmişlerdir. Bu manzara ile karşılaşılan Ebu Hayruzan kitabın sonunda "Neden?" diye haykırır. Sahi neden mi?
Çünkü başka şansları yoktu...
Çünkü yalnızdırlar...
Çünkü yurtsuzdular...
Çünkü boyunlarında ağır bir sorumluluk taşıyorlar...
Çünkü çaresizler....
Ve de geleceğe umut taşıyorlar...