Bir roman içinde kaç adet roman yazabilir ve bunları potpori şeklinde sunabilir ki bir yazar ya da bir roman içinde kaç tane romanı birbirine bağlayabilmesine rağmen her romana ayrı bir son ama her sona doğru okuyucusuna heyecan yaşatabilir bir yazar. Açıkçası kaç roman okuduğumu bilmiyorum. Tek tek olayları gözden geçirip düşünmem gerek ama şimdi bütün büyünün bozulmasını istemiyorum. Yine burada bu olaylardan bahsedeceğim sanırım.
Ölümcül bir hastalıktan mucize eseri kurtulan ana karakterin hayatına bir şekilde temas eden her şeyin ve herkesin ayrı bir hikayesi var Kehanet Gecesi'nde. Önemli olan bu değil tabii. Her yaşamda temas edenlerin kendine özgü yaşamları illa ki var ama bunu bir romanda detaylıca okumak müthiş bir zevk. Birden fazla romanın tek bir kişi etrafından anlatılarak olayların karışma ihtimali de var diye düşünürseniz, düşünmeyin zira karışmak bir yana öyle bir bütünlük oluşuyor ki beklenen sonlar ile karşılaşılan sonlar tam ters köşe ediyor okuyucusunu.
Sindey Orr, ölümcül hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulan ve evine, karısının yanına tekrar dönen kalemi kuvvetli bir yazardır. Nekahet süresi boyunca iyileşmek için verdiği gayret ona yaşadığı dünyanın ve yakın çevresinin, bildikleri ve sonradan analiz ettikleri ile alt üst bir ilişkiye girmesine neden olur. Nekahet süresince tekrar yazabileceğini düşünmezken ani bir kararla bir kırtasiyeden aldığı yazma gereçleri arasında karşılaştığı Portekiz ürünü bir defter, ona tekrar yazabilme hakkında bir kuvvet ve inanç verir. Buraya kadar geçen sürede hem kırtasiye ve kırtasiyeci hem de aldığı bu yeni defter için ayrı bir hikaye bulunur kitapta. Özellikle mavi deftere yazmaya çalıştığı yeniden kurgu bir roman için, okurken merakla beklenen son bölüme hayal kırıklığı yaratacak derecede önem vermemesi ama ayrıca bu önemsememenin kendi gelişimi için bir gayret olması tuhaf bir duygu yaratıyor. Yazarı övsem mi yoksa ona sövsem mi bilemedim. Ne diye bağlamıyorsun be adam!
bu sırada ana karakter Sidney'in hem karısı hem de yakın arkadaşları ve çalışma arkadaşlarıyla olan ilişkileri de kitapta ayrı bir hikaye olarak işlenir ki mavi deftere işlemediği son için yaşanan kırıklık, yerini bambaşka bir serüvene ya da sona bırakır. Bir polisiye romanda görülecek en güzel sonlardan biriyle karşılaşır, hiç beklenmeyecek kişiler hakkında ilginç bilgilere ulaşır ve yine hiç beklenmeyecek kişilerden bir son görürüz.
Mavi defterde işlenen yeniden kurgu romanı işlerken ayrıca orijinal romandan da bahseden yazar buraya da ayrı bir pencere açarak, bu roman hakkında da bize bir hikaye sunar. Özellikle Mavi defterin kendisi ve işlenişi büyülü, fantastik nitelikler taşır. Okurken mavi defterde sihirli bir şeyler olabilir mi hissi uyandırır yazar.
Ana karakter Sidney'in ağzından okuduğumuz romanda iki temel karakter daha vardır kitap boyunca. Diğer karakterler aralarda ortaya çıksalar da roman içerisinde kendilerine yer yaparlar ve hikayelerini heyecanla dinletirler. Ana karakterlerden Sidney'in karısı rolündeki Grace'in öyküsü de en az Sidney'in ki kadar merak uyandırıcı ve gizemlidir. Sonunda beklenen açıklamalar yapılmamış olsa da işlenen son tüm bunları unutturur. Sanki yazar kendini affettirir bu şekilde.
İlk sayfalardan itibaren ne ile karşılaşacağınızı bilemeyebilirsiniz kitabın gidişatından dolayı ama ilk sayfalarda hissedilen okumaya devam etme isteksizliği kendini fırtına öncesi sessizlik gibi gösterir. Fırtına koptuğunda ise kaçmanız mümkün değildir artık. Bu romanın veya romanların sonlarını görmeden ayrılamazsınız kitaptan.