Eliza hayatında hiç o duyguyu tatmamasın rağmen aşkla ilgili sanki yaşamışçasına o kadar şey yazıyor. Caz bunu öğrendiğinde şaşırıyor. Ben de onun şaşırmasına şaşırdım. Çünkü kişi o duyguyu tatmamasına rağmen o şey hakkında bu denli bir şey yazamaz mı? Tamam hadi o duyguyu tatmış olan birine göre daha az duygulu yazabilir ya da tam hissettiremeyebilir, bu kabulum ama yine de bence yazabilir ya. Ama düşününce bazı şeyleri de yaşamış olunca yazısına daha güzel geçirebiliyor ve okuyucuya hissettirebiliyor. Ya da bazen bir duyguyu, bir hissi hiç yaşamadığım için o şeyle ilgili bir şeyler yazmak zor oluyor. O zamanda araştırıp öğrenince yazabiliyor insan. Ya daaa belki ben hiç yaşamadım ama okuduğum kitaplarda veya başka şeylerde gördüm (çoğu zaman kitaplar oluyor) o zaman nasıl oluyorsa o şekilde yazabiliyorum. Belki sanki yaşamışım gibi...
Şimdi aklıma geldi de bu konudan bağımsız (ya da bir bağlantısı olabilir, bilmiyorum), insan okuduğu şeyleri bir yandan yaşar da. Bu yüzden okuduğumuz şeylere çok dikkat etmemiz gerekiyor. (Bunu da bana tanıdığım biri söylemişti:)