·128 syf.····Okunma: 28 Mayıs 2025 00:24 Winona Dalloway, bazılarımızın bizzat yaşadığı bazılarımızın ise çevresinden aşina olduğu psikolojik ş*ddet olgusunu yaşayan genç bir kadın. Görünürde harika bir evi,muazzam bir eşi ve çocukları olan hem bir anne hem de bir yazar.
Fakat ş*ddetin psikolojik olanının da en kötü tarafı bu işte : Görünürde asla yara yok. Bu yüzden sessiz ve sinsi. Kimse farkedemiyor, insanın sinir sistemini içten içe çökertiyor.
Romanda Win’in bakış açısını ve iç sesini okuyoruz. Okurken konuşan o ses sizin kalbinizi mengene gibi sıkıştırıyor, o bunalmışlık ve hissettirilen yetersizlik,değersizlik duygusunun yankısını kulaklarınız apaçık işitiyor. Bazen sayfaları kapatıp Win’e sıkı sıkı sarılmak istedim.
Okurken keyif aldın mı derseniz, hayır. Çünkü keyif alacağım bir kurgusu yoktu. Okurken o sıkışmışlık ve tükenmişlik duygusunu size hissettirdiğinden bir keyiften söz etmem mümkün değil. Edebi keyif aldın mı diye sorarsanız evet, cümlelerin dizilimi eserin üslubu beni tatmin etti.
Romanın sonunda ise açıkçası şaşırdım. Okumayı düşünenler için spoiler olmaması adına detaylı olarak bahsedemesem de okumanızı tavsiye edebileceğim bir eser. Ruhsal yaraların fiziksel yaralardan daha derin ve tehlikeli olduğunu anlamanız için belki de bir aracı.
Bu senenin en iyileri arasına girer mi, henüz değil. Fakat bu eserle değil benim psikolojik çözümleme içeren romanlara mesafeli duruşum ile alakalı. Her ne kadar bu alanı sevsem de her psikolojik içerikli roman bana keskin bir haz veremiyor. Verenler zaten en iyiler listemde oluyor.
Her zaman tekrar ettiğim gibi “İnsanlar kitapları değil,kitaplar insanları seçer.” Dilerim ki bu kitap tarafından seçilir ve kulağınıza ‘iyi okumalar’ diye fısıldamasına izin verirsiniz.