Puan vermedi·120 syf.····Okunma: 31 Mayıs 2025 01:12 eğer iç ses monoloğunu bırakırsa her şey dağılacakmış gibi bir his. bitmek bilmeyen cümleler, tekrarlayan düşünceler, sürekli analiz eden bir zihne musallat olan o panik hali.. yazardan okuduğum ilk kitap ama son olmaz, diye düşündüm. bizden daha kudretli, daha tam, daha tanrısal (?) olanla karşılaşınca hissedilen o un ufaklık yetersizliğimizden değil, gereksizliğimizin aydınlanmasından geliyor, diye düşündüm. varoluşumuzun yansımasını ötekinde buluşumuz bizi kırılgan yapan asıl şey diye düşünürdüm fakat sanarım bu kırılganlık daha içsel ve kendiliğin özünde olan bir şeymiş. en azından anlatıda böyleydi. Mizantrop (insan nefreti diyebiliriz), Avusturya halkı ve lokantları nefreti, kalabalık, anne-baba nefreti ve yalnızlık nefreti. genel olarak tiksinti, anlamsızlık, boşluk ve nefret. pasiflik ve nefret. ve öfke. niçin zihnimiz hep böyle birini belirler. böyle birileri vardır etrafta. Glenn Gloud gibileri. ve wertheimlerlar da vardır. bu yüzden wertheimlar hiçbir zaman Wertheimer olamazlar. Glenn Gloud gibiler Glenn Gloud gibi olabilirler ama. bu sadece Glenn Gloud müzik okuluna geldiğinde halihazırda dahi olduğu için "kendi olabilmesi" anlamına gelmez bence. o, dışarıyı reddetti ve içeride tutarlı bir hayat yaşadı. wertheimer ise olasılık aynalarından Glenn Gloud aynasına takıldı ve oradaki gölgesini kendisi sandı. kendisinin bütününü hiçbir zaman ele geçiremeyeceği Glenn Gloud'un bütünü sandı. en azından bir şeyler sandı ya anlatıcıya ne demeli ! pasif, gözlemleyen, hayalet tanıklık. ne kadar da ortak noktamız var. kendine tutunamamak. kendini diğer iki kişinin ilişkisinde bir üçüncü olarak analiz etmek hem de laf arasında. başkalarının hikayeleriyle hayatta kalan, bir çeşit savunma ya da elde yaşamak için kalan son taktik. kim olduğumuza dair deneyimlerin taşınamadığı noktada bir sanrı yaşıyor gibiyiz. artık performe ettiğimiz parçalarımıza düşman olduğumuzda, yeni keşfedeceklerimize tahammül edemediğimizde çünkü etrafta bütünüyle bunlara kucak açan bir kapsayıcılık olmadığında. işte o zaman bir sanrı yaşarız. ne Gloud kadar "gerçek" ne de wertheimer kadar "sahte aykırı" fakat oldukça "uyumlanan" olmadığımızda, olanları-oluyorları-olacak olanları musallat bir iç sesle kafamızın içinde döndürür dururuz. karikatürize ettiğini düşünmedim ama kesinlikle vehimler içeriyordu. şu konuya geri dönersek, kendimizi tamamen bir ötekinin üzerinden inşa ettiğimizde öteki yok olduğunda kendimiz de yok olmaya mahkum oluruz. wertheimer a bundan oldu. fakat tanıklık ve eşlik etmekle ötekindeki varlığımızı kanıtladıktan sonra yansıyanı parça olarak kabul etmek büyük bir mesafe kat etmek olacaktır.