Hayat Dediğin Şey...
Hayat dediğin şey, öyle büyük cümlelerle anlatılacak bir şey değil aslında. Bazen bir kahvenin kokusunda, bazen sabah uyanınca camdan içeri sızan ışıkta gizli. Bazen de hiç beklemediğin bir anda gelen bir mesajda: “İyi misin?” diye soran biri varsa mesela, işte orada başlıyor yaşamak.
Bir şeyleri hep erteleyerek geçiriyoruz zamanı. “Yarın yaparım, sonra ararım, belki bir gün söylerim” diye diye kaçırıyoruz en gerçek anları. Oysa hayat, tam da o anlarda olup bitiyor. Söylenmeyen sözlerde, tutulmayan ellerde, sarılınmayan omuzlarda...
Ve bir gün fark ediyorsun: Mükemmel olmasına gerek yok hiçbir şeyin. Çünkü güzel olan, kusurlu haliyle yaşadığın o gerçeklik. Yanlış söylediklerin, doğru hissettiklerin, korka korka attığın adımlar ama yine de attığın...
Kendine şunu hatırlat bazen: Kimse her şeyi çözemiyor. Kimse hep güçlü kalamıyor. Ama yürümeye devam etmek, düşe kalka bile olsa, en büyük cesaret.
Hayat, senden büyük bir şey beklemiyor. Sadece orada olduğunu fark etmeni istiyor. Bir nefes al, kafanı kaldır, gökyüzüne bak. Her şey hâlâ mümkün.
Güllü