·97 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Haziran 2025 17:09 Kitap Hakkında Bilgiler:
Yayıncı: Sergio Bonelli Editore (İtalya), Lalkitap (Türkiye)
Seri: Martin Mystère
Sayı Numarası: #379 Türkiye'de #212
Orijinal Başlık: A nord da nord-ovest
Yayın Tarihi: Eylül 2021 (İtalya), Eylül 2022 (Türkiye)
Yazar (Writer): Sergio Badino
Kapak (Cover): Giancarlo Alessandrini
Yıl 2021, Ağustos ayıydı. New York'tan yola çıkan Martin Mystere ve Java, uzun bir yolculuğun ardından Kanada'nın Gjoa Haven Havalimanı'na indiler. Onları Marilyn Kunuk adlı bir doktor karşıladı. Martin'in zihninde, Doğu Harlem'de bir bar çıkışında Java ile birlikte maruz kaldıkları ırkçı saldırının ve ardından hastanede geçirdiği günlerin anıları hala tazeydi. Hastanede okuduğu bir kitap, Franklin'in Kayıp Keşif Kolu hakkındaki bu belgesel projesinin temelini atmıştı. Şimdi, bu eski gizemi aydınlatmak için bu uzak Kuzey topraklarındaydılar.
Franklin'in trajik hikayesi 1845'te başlamıştı. İngiliz donanması, "Kuzeybatı Geçidi"ni bulmak üzere Erebus ("Karanlık") ve Terror ("Dehşet") adını taşıyan, dönemin en gelişmiş gemilerini göndermişti. Aslında bu gemiler, 1839'da deneyimli subay James Clark Ross komutasında Antarktika'da manyetik Güney Kutbu'nu aramış, ancak başarılı olamamışlardı. Şimdi yeni görevleri, Atlas ve Büyük Okyanus'u birbirine bağlayan bu efsanevi geçidi keşfetmekti. Sir John Franklin liderliğindeki bu seferde, genç subay James Clark Ross Erebus'un komutanıydı, Terror ise İrlanda kökenli pragmatik bir subay olan Francis Crozier'in emrindeydi. Gemiler, buharlı motorlarının da gücüyle, 19 Mayıs 1845'te Londra'dan ayrıldı. Ancak, sadece iki ay sonra, Temmuz 1845'te Baffin Körfezi'nden geçerken iki balina gemisi tarafından son kez görüldüler. Eylül 1846'da, Kral William Adası açıklarında buzlara sıkıştılar ve bir daha onlardan haber alınamadı. 24 subay ve 110 gemiciden oluşan tüm keşif kolu adeta buza gömülmüştü.
Anlatılanlara göre, 1819'da John Franklin, Coppermine Nehri'nin haritasını çıkarmakla görevlendirilmiş, ancak yirmi adamından on birini açlıktan kaybetmişti. Hatta mürettebattan biri yamyamlığa başvurmuştu. Bu olay, Franklin'e "Postallarını Yiyen Adam" lakabını kazandırmıştı. Bu acı deneyim, 1845'teki yeni görevi için bir uyarı niteliğinde olmalıydı, ancak kader ağlarını çoktan örmüştü.
1847'de, Franklin'den haber alamayan karısı, Leydi Jane Franklin, büyük bir inatla kurtarma gezileri düzenlenmesi için baskı yapmaya başladı. İlk keşif kolu Ross önderliğinde eli boş döndü. Ancak Leydi Jane pes etmedi. Amerikan Başkanı Taylor'dan yardım isteyerek, Mayıs 1850'de New York'tan iki gemi yola çıkardı. Bu gemilerden biri olan Assistance, Beechey Adası'nın taşlı sahilinde kayıp keşif kolunun ilk izlerini buldu. Taş yığınları içinde genellikle boş mesajlar vardı, ancak çok uzakta olmayan üç mezar bulundu. Mezarların üzerinde Erebus'a binmiş üç denizcinin adı ve Ocak-Nisan 1846 arasındaki ölüm tarihleri yazılıydı.
1854'te kaşif John Rae, bölgede Inuitlerle karşılaştığında, felaketin korkunç boyutları ortaya çıktı. Inuitler, dört kış önce Kral William Adası'nda kılıçlı ve çelimsiz adamlar gördüklerini, gemilerinin buzlar arasında sıkıştığını ve mürettebatın onları terk etmek zorunda kaldığını anlattılar. Daha da dehşet verici olanı, Inuitlerin otuz adamın cesedini bulduklarını ve üzerlerinde yamyamlık izleri olduğunu söylemeleriydi. Rae, Crozier'in adının baş harflerini içeren bir çatal da dahil olmak üzere bazı eşyaları satın alarak bunları kanıt olarak İngiltere'ye gönderdi. Bu rapor, Leydi Jane Franklin ve dostu Charles Dickens tarafından öfkeyle karşılandı. İngilizlerin asla böyle bir eylemde bulunmayacağını savundular ve yamyamlığın Inuitlere atfedilmesi gerektiğini iddia ettiler. Rae, toplum dışına itildi.
1859'da, McClintock ve Hobson adlı kaşifler, Kral William Adası'nda "Victory Point Notu" olarak bilinen bir mesaj içeren taş yığını buldular. Not, 28 Mayıs 1847 tarihli olup, gemilerin 12 Eylül 1846'da buzda sıkıştığını belirtiyordu. Bu not, "Sir John Franklin komuta ediyor. Her şey yolunda," cümlesiyle bitiyordu. Ancak on bir ay sonra eklenen bir notta, Franklin'in ikinci subayı James Fitzjames, gemilerin 1848'de terk edildiğini ve Crozier'in sağ kalanları Back's Fish Nehri'ne doğru götürdüğünü yazmıştı. Sir John'un ise "her şey yolunda" mesajından sadece üç hafta sonra, 11 Haziran 1847'de öldüğü belirtiliyordu. Ne onun ne de Crozier'in cesedi bulunamadı.
Martin Mystere ve Java, bu tarihi trajedinin izlerini sürerken, Temmuz 1850'de Kuzey Kanada'nın Tariunnuag bölgesindeki korkunç bir olayın yankılarını hissedeceklerdi. Yüzbaşı Crozier komutasındaki bir grup denizci, teknelerini karada sürükleyerek Back's Fish River hedefine doğru ilerlerken, boynuzları olan üç garip yaratığın saldırısına uğramışlardı. Bu olay, Franklin'in keşif kolunun başına gelenlerin sadece açlık, soğuk veya hastalıktan ibaret olmadığını gösteren başka bir dehşet tablosuydu.
2014 ve 2016'da, buzlu suların içinde korunmuş Erebus ve Terror'un enkazları bulundu. Yapılan incelemeler, Franklin'in adamlarının zorluklar, soğuk, açlık, zatürre ve tüberkülozdan öldüğünü doğruladı. Ancak Beechey Adası'nda bulunan üç cesedin otopsisi, görünmez bir katili de ortaya çıkardı: kurşun zehirlenmesi. Gemilere tedarik edilen konserve yiyeceklerin, düşük kaliteli lehimleme nedeniyle kurşunla kirlendiği anlaşıldı. Yetersiz beslenme ve iskorbüt de ölümlerine katkıda bulunmuştu.
Martin Mystere ve Java, bu tüyler ürpertici gerçeklerin peşindeyken, bölgedeki yerli balina avcıları tarafından tehdit edildiler. Bazı sırlar, derinlere gömülmüş olarak kalmalıydı belki de. Ancak Franklin'in kayıp keşif kolunun hikayesi, insanlığın doğayla mücadelesini, bilimin sınırlarını ve görünmez tehlikelerin varlığını fısıldamaya devam ediyordu. Bu sadece bir keşif değildi; aynı zamanda bir hayatta kalma mücadelesi ve insan ruhunun karanlık yüzüyle yüzleşme hikayesiydi.