Okumaya geç kaldığım, iyi ki okumuşum dediğim bir romandı.
Küçük Zeze'nin trajik yaşamını okurken, çocuklara fazla yüklenildiğini hatta her bireye her zaman "yaşından olgun davranması gerektiği" noktasında bir baskı uygulandığını bir defa daha anladım.
José Mauro de Vasconcelos yazdığı Şeker Portakalı'nda dram ağırlıklı bir dil kullanmış ve her yaşın okuyabileceği tarzda bir çocukluk romanı yazmıştır.
Yoksulluğun gölgesinde geçen çocukluk yıllarında, sevgiye ve anlaşılmaya duyulan özlemi anlatan bu roman; küçük Zeze’nin yüreğinden geçenleri, hayal gücünü ve derin yalnızlığını son derece içten bir dille aktarıyor. Zeze, çevresindekiler tarafından yaramaz olarak görülse de, aslında duygusal, zeki ve sevgi arayan bir çocuktur. Herkes onu döver, azarlar; fakat bir tek ablası Glória, onun iç dünyasını görmeye çalışır. Glória, Zeze’nin sığındığı nadir limanlardan biridir.
Zeze, evde sevgi bulamadığında, aradığı dostluğu bahçedeki bir şeker portakalı fidanında bulur. Fidanla konuşur, hayal kurar, ona sırlarını açar. Ama asıl dostluğu, hayatına ansızın giren Portuga (Portekizli adam) ile yaşar. Bu yaşlı adam, Zeze’yi yargılamadan dinleyen, onun dünyasına saygı duyan ve ona sevgisini gerçekten hissettiren tek yetişkindir. Zeze'nin Portuga ile kurduğu bağ, hayatındaki en saf ve en gerçek ilişkidir. Ama tıpkı gerçek hayat gibi, bu bağ da acı ve kayıpla sınanır.
“Şeker Portakalı”, sadece bir çocuğun değil, bir insanın içsel büyüme hikâyesidir. Acının, kaybın ve sevginin nasıl şekil verdiğini anlatır. Zeze ile birlikte hem gülümsüyor hem de kalbinizin en derinine işleyen bir hüzünle baş başa kalıyorsunuz.
Bazı kitaplar sadece okunmaz, yaşanır. "Şeker Portakalı" da işte tam olarak öyle bir kitap...
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,2bin okunma