Sevgili Mehmet Ceran'ın kaleminden, bir ilk roman; Simin'in Çocukları... Kitabın atmosferi etkileyici, yazar ilginizin dağılmasına olanak tanımadan hikâyeyi başarıyla anlatıyor. Olay örgüsü yoğun, ama merak uyandırıcı, bir masal dinlermişçesine ilerlerken düşünüyorsunuz; insanlara uygulanan dayatmaların nesiller boyu süreğenliğini...
Bir ada, bir kral, sarayda kendine ayrılmış alanda dünyanın karmaşasından uzak bir prenses... Ve dağlar, ormanlar, mağaralar... Simin Adası'nın çevresini atı Ķavaf'ın sırtında dört dönen Süvari, bir Dede, Ela Ana, bir küçük kız; Vala... Ve diğerleri... Doğanın koynundaki köyler, acımasız komutanlar, emekleri sömürülmek üzere köylerinden koparılan köylüler, kömür madenlerinde köleleştirilen insanlar, tanıdık bir düzenin içinde debeleniyorlar. Kendilerine sunulan dinsel motiflerle umutlarını çoğaltmaktan da vazgeçmiyorlar.
Adanın kimsesiz çocukları erken yaşta hayatı öğreniyorlar.
Sonra yazar bize geniş açıdan bir fotoğrafla gösteriyor, çaresizliklerde nasıl çare üretildiğini; doğanın, pınarlarıyla, ağaçlarıyla, toprağıyla, otlarıyla bir hazine, insan ruhunu besleyen bir şifa kaynağı olduğunu...
Kralın, başka bir ülkenin veliahtıyla evlenmesi için kızına yaptığı baskı, siyasi ilişkilere bağlı. Prenses Anka'nın kaderi ise bu evliliği reddeden ruhuyla el birliği ediyor, onu altın kafesi andıran yaşam alanından mucizevi biçimde koparıyor.
Dünyayı ne kurtarır sorusu;
"... Göçten, zulümden en çok sizin canınız yandı, bundan sonra çocukların canının yanmasına izin vermeyeceğiz," diye yanıt buluyor.
İnanılmaz bir kurguya sahip Simin'in Çocukları... Prenses Anka'nın başına ne geldi, acımasız düzeni yıkmak için nasıl çözümler üretildi; başarıya ulaşılabildi mi; yoksa kötüler mi kazandı? Tüm yanıtlar kitabın sayfalarında. Çok Keyif alarak okudum. Emeğinize sağlık Sevgili Mehmet Ceran. Kitaplar ölümsüzdür, kitaplar iyi ki var.