İvan Bey, sistemin sevdiği, statüye tapan, koltuğunu düz gösteren ama içi çürüyen bir memur. Ölüm kapıyı çalınca fark ediyor ki: Meğer tüm o “doğru hayat” yanlıştaymış.
Kitap boyunca İvan, yavaş yavaş fiziksel olarak çöküyor ama asıl yıkım zihinsel. “Ben doğru düzgün yaşadım sanıyordum ama meğer sistem beni güzel oyalamış” demeye başlıyor. Yani hem iç organların iflası hem varoluş krizi, tek pakette.
Ama dur, ağırlaşmadan söyleyelim: Bu kitap, bir bakıma “ölümden önce son çıkışta selfie çeken adam”ın hikâyesi. Hani o noktaya kadar her şey “Instagram’a uygun” ama sonra filtre tutmuyor. Ve gerçek başlıyor. Mizah mı? En kara olanından: insanın kendine bile itiraf edemediği hayat yalanlarını, Tolstoy alıyor, önüne koyuyor ve “Bak bakalım bu mu yaşamak?” diyor.
Yani İvan İlyiç’in Ölümü, sadece bir adamın ölümü değil. Yanlış yaşanmış hayatların tokat gibi aynası. Hem güldürmez, hem güldürür; çünkü bazen tek yapabileceğin şey, “Allah’ım ben de mi?” demek. Ama işte o cümle, aslında hayatta kalmaya başlamanın ilk adımıdır.