Aguste'nin imkansız aşkıyla başlayan roman, bir eşin karısına güvensizliğiyle ve sadakatsizlikle suçlanan kadının ölümüyle sonuçlandı.
Balzac sevdiğim yazarlardan biri değil. Bunun nedeni ne koyu bir Kralcı olması ne de biyografisinde okuduğum diğer şeyler. Sadece kendisini yazar olmaya zorlaması kendisinden soğumama yetti. Nasıl yaptıysa her işte başarısız olduğu gibi yazarlık konusunda da iyi değil tabi bu benim fikrim ya da ben Fransız edebiyatına Victor Hugo ve Charles Dickens gibi yazarlarla başladığım için yazarın kalemini sönük buldum. Bu çevirmenden kaynaklı da olabilir ama şimdilik Balzac ile aram iyi değil :)
Kitaba gelecek olursak burada da yazarı eleştirmek istemezdim ancak üç sahne verdiğin bir adamı kitabın başlığı yapma ne alaka. Ferragus hem suçlu hem de bir baba. Kızının mutluluğu için kimliğini saklayan bir baba. Böyle bir adama nasıl çakalların başı diyebilirsin. Ya da ben bu kitabın yanında yeraltı edebiyatı okuduğum için mi böyle düşünüyorum pek emin değilim ama başlık bana alakasız geldi. Hele Jules. Muhteşem bir koca gibi gösterilmeye çalışılan sözde çok iyi bir eş. Eşi ölünce mahvolmuş bir eş değil mi?!!! Hayır tabiki. Tam hakettiğini yaşadı. Daha beter olsaydı da okusaydık.
Aguste'nin aşkına yaptığı hata ve Jules'ın eşine olan güvensizliği asil bir kadının ölümüne neden oldu. Kitaptan çıkardığım tek gerçek bu! Evet altını çizdiğim yerler oldu. birkaç satırda yazdıkları hoşuma gitti. Vermek istediği mesajlar da o kadardı galiba.
Belki de ben Balzac'ı şuan anlayamıyorum. Vermek istediği mesajı veya hayata bakışını bilemiyorum. Kitap bana çok bir şey kazandırmadı desem yeridir. Klişe bir söz vardır ya 'Siz erkekler hepiniz aynısınız' işte bu söz tam olarak bu kitap için söylenmiş çünkü erkeklerin tavrı hepsinde aynı. Aguste'de anlamadan dinlemeden gördüğü şeyi kafasında yorumladı ve çıkardığı sonuca inandı. Jules'da aynını yaptı. Ve bu hikayede yanan sadece bir kadın oldu.